ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) ile federal sağlık yetkilileri, Pensilvanya eyaletindeki son kızamık kaynaklı ölümlerle ilgili olarak eyalet yönetimiyle taban tabana zıt açıklamalar yaptı. Federal kurumlar, eyalette meydana gelen ölümlerin doğrudan kızamık virüsüne bağlı olduğunu doğrularken, Pensilvanya Sağlık Bakanlığı yetkilileri ölüm nedenleri arasında kızamığın öncelikli rolünü kabul etmekten kaçındı. Bu gelişme, ABD genelinde son on yılların en yüksek kızamık vaka sayısının kaydedildiği bir dönemde yaşanıyor ve sağlık yönetimindeki koordinasyon eksikliğini gözler önüne seriyor.
Salgının Boyutları ve Federal-Eyalet Çatışması
CDC verilerine göre, 2025 yılının başından bu yana ABD genelinde 1.200'den fazla kızamık vakası tespit edildi. Bu sayı, aşı karşıtlığı hareketlerinin etkisiyle artan enfeksiyon oranlarının bir sonucu olarak, 1990'ların başından bu yana kaydedilen en yüksek yıllık vaka sayısına işaret ediyor. Hastalık, özellikle Teksas ve Pensilvanya gibi eyaletlerde okul çağındaki çocuklar arasında hızla yayılıyor; bu durum, aşılama oranlarının kritik eşik olan yüzde 95'in altına düştüğü topluluklarda ciddi bir halk sağlığı tehdidi oluşturuyor.
Pensilvanya'da son üç ayda en az 15 kızamık vakası rapor edilirken, eyalet yetkilileri hastalığa bağlı ölümlerin sayısı konusunda net bir açıklama yapmaktan kaçınıyor. Eyalet Sağlık Bakanlığı sözcüsü, ölümlerin "karmaşık tıbbi geçmişleri" olduğunu ve doğrudan kızamık kaynaklı olarak sınıflandırılamayacağını öne sürüyor. Ancak CDC, otopsi ve klinik verilere dayanarak, ölen hastalarda kızamık virüsünün neden olduğu komplikasyonların (pnömoni ve ensefalit gibi) doğrudan ölüm nedeni olduğunu tespit etti. Bu çelişkili açıklamalar, federal hükümet ile eyalet yönetimleri arasındaki sağlık politikası sürtüşmesini yeniden gündeme taşıdı.
Uzmanlar, eyaletlerin aşı karşıtı grupların baskısı nedeniyle salgının boyutunu küçümseyebildiğine dikkat çekiyor. Johns Hopkins Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu'ndan Dr. Emily Carter, "Federal kurumların verileri eyaletlerin politik kaygılarıyla çelişebiliyor. Bu durum, halkın sağlık mesajlarını algılama biçimini olumsuz etkiliyor ve aşılama oranlarının düşmesine neden oluyor" diyor.
Küresel Bağlam ve Aşı Karşıtlığı Dalgası
ABD'deki bu salgın, dünya genelinde aşı karşıtlığı hareketlerinin yükselişiyle paralellik gösteriyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 2024 yılında küresel kızamık vakalarının bir önceki yıla göre yüzde 20 arttığını ve en az 10 ülkede büyük salgınlar yaşandığını rapor etti. Avrupa'da özellikle Romanya ve İngiltere'de vaka sayıları rekor seviyelere ulaşırken, aşılamadaki düşüş eğilimi gelişmiş ülkelerde bile ciddi bir halk sağlığı tehdidi oluşturuyor. ABD'deki federal sağlık otoriteleri, aşı karşıtlığına karşı daha sert önlemler alınması gerektiğini savunurken, eyaletlerin bağımsız karar alma yetkisi, ulusal düzeyde tutarlı bir mücadele stratejisi geliştirilmesini zorlaştırıyor.
Bu bağlamda, Pensilvanya'daki yetkililerin açıklamaları, aşı karşıtı grupların eyalet yönetimleri üzerindeki etkisini akla getiriyor. Sağlık politikaları üzerine çalışan Brookings Enstitüsü analistlerine göre, bazı eyaletler aşı zorunluluklarını gevşeterek topluluk bağışıklığını zayıflatıyor. Kızamık, oldukça bulaşıcı bir hastalık olduğundan, bir kişinin enfekte olması halinde aşısız 9 kişiye daha bulaşabilme riski taşıyor; bu da salgınların kontrol altına alınmasını güçleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki kızamık salgını ve federal-eyalet çatışması, Türkiye için önemli dersler içeriyor. Türkiye, son yıllarda düzensiz göç ve sınır ötesi hareketlilik nedeniyle bulaşıcı hastalıkların yeniden yayılma riskiyle karşı karşıya. Sağlık Bakanlığı'nın aşılama programları başarılı olsa da, aşı karşıtlığı söylemleri Türkiye'de de bazı kesimlerde karşılık buluyor. Bu nedenle, halk sağlığı mesajlarının koordineli ve güvenilir bir şekilde verilmesi kritik önem taşıyor. Federasyon yapısındaki ülkelerde yaşanan bu tür yönetişim zafiyetleri, merkezi sistemin avantajını gösteriyor; Türkiye, aşılamada merkezi otoritenin kararlılığını sürdürmeli ve bilimsel verileri politik tartışmaların üzerinde tutmalıdır.