ABD’de Senato Silahlı Hizmetler Komitesi’nin kıdemli Cumhuriyetçi üyelerinden Senatör Mike Rounds (Güney Dakota), Ordu Bakanı Daniel Driscoll’un görevinden ayrılmasından “hayal kırıklığı” duyduğunu ifade etti. Rounds, Savunma Bakanı Pete Hegseth yönetiminde üst düzey askeri yetkililerde yaşanan geniş çaplı değişimin, ordunun istikrarı ve moraline ilişkin ciddi soruları beraberinde getirdiğini belirtti.
Rounds, yaptığı yazılı açıklamada, “Ordu Bakanı Dan Driscoll’un istifa kararı beni hayal kırıklığına uğrattı. Kendisi, ulusal güvenliğimizin geleceği için kritik öneme sahip konularda sağduyulu bir yaklaşım sergiliyordu.” ifadelerine yer verdi. Senatör, Driscoll’un özellikle ordu modernizasyonu ve kaynak yönetimi konularındaki kararlı tutumunun, savunma politikalarının şekillendirilmesinde önemli bir denge unsuru oluşturduğunu söyledi.
Daniel Driscoll’un görevden ayrılışı, Savunma Bakanı Hegseth ile ordu içindeki kimi bürokratik kadrolar arasında yaşanan gerilimin bir yansıması olarak yorumlanıyor. Driscoll’un, özellikle savunma bütçesinin yeniden dağıtımı ve modernizasyon öncelikleri konusunda Hegseth ile görüş ayrılıkları yaşadığı biliniyor. Öte yandan, Pentagon’daki üst düzey yöneticilerdeki bu hızlı sirkülasyon, kurumsal hafıza kaybına yol açabileceği ve uzun vadeli stratejik planlamayı olumsuz etkileyebileceği endişelerini gündeme getiriyor.
Gelişmenin arka planı
Daniel Driscoll, Biden yönetiminin son döneminde ve Trump yönetiminin başlarında ordu bürokrasisinde reformist bir figür olarak öne çıkmıştı. Özellikle, ordu envanterindeki eskiyen teçhizatın yenilenmesi ve geleceğin savaş alanlarına hazırlık konularında agresif bir yaklaşım benimsemişti. Ancak, Hegseth’in arabulucu değil daha ziyade doğrudan komuta zincirini güçlendiren yönetim tarzı, Driscoll gibi sivillerle askeri yetkililer arasında köprü vazifesi görebilecek isimlerin tasfiye edilmesine yol açtığı belirtiliyor.
Senato’daki bazı kaynaklar, Driscoll’un istifasının, Hegseth ile ordu sekreterliği arasındaki anlaşmazlıkların yalnızca bir örneği olduğunu, gelecek haftalarda başka üst düzey atamaların da değişebileceğini öne sürüyor. ABD ordusunda son iki yılda yaşanan üst yönetim ve generallik değişiklikleri, Pentagon’un karar alma mekanizmalarında merkeziyetçi bir anlayışın hakim olmaya başladığı şeklinde yorumlanıyor.
Rounds, açıklamasının devamında, “Ordumuzun başarısı, bürokratik makamlarla sahada görev yapan askerler arasındaki güçlü bir iletişime bağlıdır. Bu kadar sık değişiklik, ulusumuzun karşı karşıya olduğu tehditlere karşı hazırlıklı olma kapasitemizi zayıflatabilir.” dedi. Ayrıca, Senatör, Savunma Bakanı’nın personel politikalarına yönelik denetim çağrısını yineleyerek, bu konuda Kongre’ye bilgi verilmesi gerektiğini vurguladı.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD’nin savunma bürokrasisindeki bu değişim rüzgarı, yalnızca iç siyaseti değil, küresel güvenlik dengelerini de yakından ilgilendiriyor. Özellikle NATO’nun doğu kanadında artan Rus tehdidi ve Asya-Pasifik’te yükselen Çin rekabeti göz önüne alındığında, Pentagon’daki istikrarın müttefikler üzerinde de caydırıcılık etkisi bulunuyor. Uzmanlar, üst düzey yetkililerdeki sık değişimin, ABD’nin uzun vadeli savunma stratejileri ve müttefiklere verdiği güvenceler açısından soru işaretleri oluşturabileceğini dile getiriyor.
Öte yandan, bu gelişme, ABD’nin savunma sanayii devleriyle yürüttüğü projelerde de kesintiye yol açabilir. Ordu Bakanı’nın öncelikleri doğrultusunda şekillenen silah sistemleri programları, yeni bürokrasi tarafından farklı bir şekilde yönlendirilebilir. Bu da, Avrupa’daki müttefiklerin ortak savunma projelerinde gecikmelere veya iptallere neden olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin savunma sanayii alanındaki dış politikası açısından dolaylı bir önem taşıyor. ABD’nin savunma bürokrasisindeki istikrarsızlık, F-35 programı, Patriot hava savunma sistemleri gibi Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren savunma tedarik süreçlerindeki karar alma mekanizmalarını etkileyebilir. Ayrıca, NATO içindeki savunma harcamaları ve stratejik önceliklere dair tartışmalarda, ABD’nin iç politikasındaki bu tür değişimler, müttefikler arasındaki müzakerelerin seyrini değiştirecek faktörlerden biri olarak görülmelidir. Türkiye’nin, özellikle S-400 krizi sonrası savunma diplomasisinde denge politikalarını sürdürürken, Pentagon’daki bu tür personel ve öncelik değişimlerini yakından izlemesi gerekiyor.