ABD yönetimi, Körfez ülkelerinin Afrika'da yürüttüğü askeri ve siyasi müdahalelere göz yumarak kıtada yeni bir istikrarsızlık dalgasını tetikledi. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi ülkelerin Afrika Boynuzu'ndan Sahel'e uzanan geniş bir coğrafyada askeri üsler kurmasına, paralı askerler kullanmasına ve yerel çatışmalara doğrudan müdahil olmasına izin veren Washington, bu politikayla bölgedeki nüfuz mücadelesini körükledi. Ortadoğu'da dengeleri kendi çıkarlarına göre şekillendirmeye çalışan ABD, aynı stratejinin Afrika'ya taşınmasına sessiz kalarak, kıtanın kuzeydoğusunda Yemen savaşının yankılarını hissettiren yeni bir güç oyununun önünü açtı.
Afrika'da Körfez nüfuzunun yükselişi
2010'ların ortalarından itibaren Körfez ülkeleri, Afrika'da askeri ve ekonomik varlıklarını hızla artırdı. Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon, 2015'te Yemen'de savaşa girerken, BAE Eritre ve Somali'de askeri üsler inşa etti; Katar ise Sudan ve Çad'da nüfuz kazanmak için milyarlarca dolarlık yatırım yaptı. Bu girişimlerin merkezinde, Körfez'in enerji yollarını güvence altına alma ve rakip bölgesel güçlerin etkisini kırma isteği vardı. Ancak, ABD'nin bu müdahalelere yeşil ışık yakması, aslında kendi çıkarlarını korumak için bir kısa vadeli çözüm olarak görülüyor: Washington, Ortadoğu'daki taahhütlerini azaltırken, Körfez müttefiklerinin Afrika'da kendi güvenlik ajandalarını takip etmesine izin veriyor. Bu durum, özellikle Libya, Somali ve Sudan gibi kırılgan devletlerde çatışmaları derinleştirdi ve insani krizleri büyüttü.
Bölgesel ve küresel boyut: Kartlar yeniden dağıtılıyor
Körfez'in Afrika macerası, yalnızca kıtayı değil, küresel güç dengelerini de etkiliyor. Rusya ve Çin, ABD'nin bu politikasından rahatsız; Pekin, Afrika'daki yatırımlarının tehdit altında olduğunu düşünüyor. Aynı zamanda, Körfez ülkeleri arasındaki rekabet de kıtaya yansıyor: Katar ve BAE, Somali ve Libya'da karşıt grupları destekleyerek vekâlet savaşlarını Afrika'ya taşıdı. ABD'nin bu oyunda tarafsız kalmaya çalışması, stratejik bir hata olarak yorumlanıyor. Zira, Afrika Boynuzu'nda terör örgütü El Şebab'ın güçlenmesi, Körfez'in müdahalesiyle doğrudan bağlantılı: Zayıflayan devlet yapıları, terör gruplarına yeni yaşam alanları sağlıyor. Bu tablo, Fransa'nın Sahel'den çekilmesiyle daha da karmaşık bir hal aldı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Afrika'da Körfez'in artan etkisi, Türkiye'nin kıtadaki diplomatik ve ekonomik atılımına doğrudan yansıyor. Ankara, Somali başta olmak üzere Körfez ülkeleriyle rekabet ettiği bölgelerde denge politikasını gözden geçirmek zorunda kalabilir. Özellikle Katar ile yakın işbirliği, BAE ve Suudi Arabistan'ın Türkiye karşıtı adımlarını tetikleyebilir. Diğer yandan, istikrarsızlık insani krizleri artırarak Türkiye'nin sınır ötesi operasyonlarını ve ticari bağlantılarını olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, Türk dış politikasının Afrika'da mevcut ortaklıklarını sağlamlaştırması ve yeni dengeler kurması kritik önem taşıyor.