Çin Halk Cumhuriyeti, geçtiğimiz ay Tayvan'ı ziyaret eden dört Yeni Zelandalı milletvekiline bir yıllık giriş yasağı uyguladı. Yeni Zelanda Parlamentosu üyesi olan Stuart Smith, Parmjeet Parmar, Mark Mitchell ve Simon O'Connor, Taipei'deki temaslarının ardından Pekin yönetimi tarafından 'istenmeyen kişi' ilan edildi. Karar, milletvekillerinin resmi olmayan bir ziyaret kapsamında Tayvan'daki bazı hükümet yetkilileri ve iş insanlarıyla bir araya gelmesinin ardından geldi. Çin Dışişleri Bakanlığı, yasağın gerekçesi olarak 'Tek Çin' ilkesine aykırı eylemleri ve Tayvan'ın bağımsız bir devlet olduğu yönündeki imaları gösterdi.
Gelişmenin arka planı
Yeni Zelandalı milletvekilleri, Mayıs ayı sonunda beş günlük bir ziyaret için Tayvan'a gitmişti. Ziyaret kapsamında Tayvan Devlet Başkanı Tsai Ing-wen ve bazı bakanlarla görüşen heyet, ayrıca ticari ve kültürel temaslarda bulunmuştu. Milletvekilleri, ziyaretin resmi olmadığını ve 'parlamentolar arası dostluk' çerçevesinde gerçekleştiğini belirtse de, Çin yönetimi bu tür temasları kendi egemenlik haklarına müdahale olarak değerlendiriyor.
Çin'in Wellington Büyükelçiliği, yasağın uygulanmasının ardından Yeni Zelanda Dışişleri Bakanlığı'na resmi bir yazı göndererek kararı bildirdi. Büyükelçilik açıklamasında, 'Tayvan, Çin topraklarının ayrılmaz bir parçasıdır. Hiçbir ülkenin seçilmiş yetkilisi, Tayvan makamlarıyla resmi temaslarda bulunmamalıdır' ifadelerine yer verildi. Yeni Zelanda hükümeti ise milletvekillerinin özgür seyahat hakları olduğunu vurgulayarak, Çin'in kararını 'talihsiz ve orantısız' olarak nitelendirdi.
Yasak, milletvekillerinin yanı sıra Yeni Zelanda'daki bazı akademisyen ve gazetecileri de etkiledi. Özellikle daha önce Tayvan'da araştırma yapmış veya Tayvanlı yetkililerle görüşmüş kişilerin Çin vizesi başvurularında zorluk yaşadığı bildiriliyor. Bu durum, Yeni Zelanda üniversitelerinde Çin'e yönelik bilimsel seyahatlerin azalmasına yol açtı.
Bölgesel ve küresel boyut
Çin'in bu hamlesi, Tayvan'ı ziyaret eden yabancı siyasetçilere yönelik artan baskıların bir parçası. Son aylarda Litvanya, Çekya ve Almanya'dan bazı milletvekilleri de benzer yasaklarla karşı karşıya kalmıştı. Pekin yönetimi, 'Tayvan'ın bağımsızlığı' yönünde herhangi bir uluslararası destek işaretini engellemek için diplomatik araçları kullanmakta kararlı görünüyor.
Yeni Zelanda'nın Çin'le ilişkileri, bu olayla birlikte hassas bir dönemece girdi. Wellington, hem Pekin'le olan ticari bağlarını korumak hem de parlamenter demokrasi ilkelerini savunmak arasında denge kurmaya çalışıyor. Çin, Yeni Zelanda'nın en büyük ticaret ortağı konumunda bulunuyor ve iki ülke arasındaki yıllık ticaret hacmi 30 milyar doları aşıyor.
Uzmanlar, Çin'in bu tür yasaklarının uluslararası hukuk açısından tartışmalı olduğunu belirtiyor. Egemen bir devletin kendi sınırları içinde giriş çıkışları düzenleme hakkı olsa da, bu kararların siyasi misilleme amacı taşıması eleştiriliyor. Ayrıca, yasağın süresinin sadece bir yıl olması, Pekin'in mesaj verme amaçlı bir 'uyarı' stratejisi izlediği yorumlarına yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, 'Tek Çin' politikasını resmen tanımakla birlikte, Tayvan'la gayriresmi ticari ve kültürel ilişkilerini sürdürmektedir. Bu gelişme, Ankara'nın Çin'le ilişkilerinde dikkatli bir denge politikası izlemesi gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor. Türkiye, hem Çin'le ekonomik iş birliğini derinleştirirken hem de Tayvan'la olan bağlarını tamamen koparmamaya özen gösteriyor. Ayrıca, bu tür diplomatik krizlerin, uluslararası sistemdeki kırılganlıkları artırarak çok kutuplu dünyada Türkiye gibi orta ölçekli güçlerin manevra alanını daraltabileceği unutulmamalıdır.