ABD ile İran arasında birkaç hafta önce varılan ateşkes, tarafların karşılıklı saldırıları sonucu çöktü ve birden fazla ABD askerinin hayatını kaybetmesiyle birlikte gerilim yeniden tırmanışa geçti. Washington’dan gelişmeleri aktaran Welt muhabiri Gregor Schwung, Rixa Fürsen ile yaptığı değerlendirmede Başkan Donald Trump’ın artık bir savaştan kaçınmak için somut adımlar atmak zorunda olduğunu vurguluyor. Trump’ın daha önce “savaş istemiyorum” açıklamasına karşın sahada yaşanan çatışmalar, ABD’yi İran’a karşı yeni bir askeri seçenek arayışına itiyor. Uzmanlar, Trump’ın stratejik bir ikilemle karşı karşıya olduğunu belirtiyor: ya daha sert bir müdahaleyle savaşı genişletecek ya da diplomasiye yönelerek geri adım atmış görünecek.
Gelişmenin Arka Planı
İran’daki Devrim Muhafızları’na bağlı grupların son haftalarda Irak ve Basra Körfezi’nde ABD hedeflerine yönelik saldırıları, Washington’un bölgedeki askeri varlığını tehdit eder hale geldi. Ateşkesin sağlanmasının ardından kısa süreli bir sükûnet yaşanmıştı ancak Tahran yönetiminin nükleer müzakerelerde elini güçlendirme çabası ve ABD’nin yaptırımları sürdürmesi tansiyonu yeniden yükseltti. Çatışmalarda hayatını kaybeden ABD askerlerinin sayısı resmî olarak açıklanmazken, Schwung’un aktardığına göre bu kayıplar Pentagon’da alarm zillerinin çalmasına neden oldu.
Trump yönetimi içinde iki farklı eğilim bulunuyor: Bir yanda Savunma Bakanı ve bazı generaller, İran’ın askeri altyapısına yönelik sınırlı ama etkili bir hava harekâtı düzenlenmesini savunurken; diğer yanda Dışişleri Bakanlığı ve istihbarat birimleri, daha geniş bir savaşın bölgeyi istikrarsızlaştıracağı ve ABD’nin uzun vadede çıkarlarına zarar vereceği uyarısında bulunuyor. Bu iç gerilim, Başkan Trump’ın nihai kararını geciktiriyor. Oysa sahadaki gelişmeler, hızlı bir yanıt gerektiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran-ABD gerginliğinin bölgesel yansımaları oldukça geniş. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, olası bir savaşın petrol arzını kesintiye uğratmasından endişe ediyor. Irak hükümeti ise kendi topraklarında yabancı güçlerin çatışmasına aracılık etmekte zorlanıyor. Avrupa Birliği, diplomasi kanallarını açık tutmaya çalışsa da ABD’nin tek taraflı adımları Brüksel’in manevra alanını daraltıyor. Rusya ve Çin, Tahran’a verdikleri destekle ABD’nin bölgedeki etkisini dengelemeye çalışıyor. Eğer çatışma tırmanırsa, Suriye’deki İran varlığı ve Yemen’deki vekâlet savaşları da yeni bir boyut kazanabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem ABD ile müttefiklik ilişkisi hem de İran ile sınır komşuluğu nedeniyle bu gelişmelere doğrudan taraf. Olası bir ABD-İran savaşı, Türkiye’nin enerji tedariki, sınır güvenliği ve bölgesel istikrar hedefleri açısından ciddi riskler barındırıyor. Ayrıca Irak ve Suriye’deki Türk askerî varlığı, çatışmaların sıçraması halinde tehdit altına girebilir. Ankara, bir yandan NATO ittifakını korurken diğer yandan Tahran’la diyaloğu sürdürme arayışında. Bu kriz, Türk dış politikasının dengeleyici rolünü test edecek ve muhtemelen Ankara’nın arabuluculuk çabalarını artırmasına yol açacaktır.