ABD'nin İran'da yürüttüğü uzun süreli askeri operasyonlar, Pentagon'un insan gücü ve mühimmat stoklarını ciddi biçimde tüketirken, Çin Halk Kurtuluş Ordusu'nun yıllardır süren modernizasyon programı kritik bir eşiğe ulaşmış durumda. Uzmanlara göre, iki süper güç arasındaki askeri güç dengesi, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana ilk kez bu kadar hızlı bir değişim geçiriyor.
Pentagon'un kaynakları tükeniyor
İran'daki savaş, ABD ordusunun karşılaştığı en uzun soluklu çatışmalardan biri haline gelirken, özellikle insansız hava araçları, hassas mühimmat ve lojistik destek sistemlerinde kritik darboğazlar ortaya çıktı. Pentagon kaynakları, 2024 yılı itibarıyla bazı mühimmat türlerinde stokların yüzde 40'ın altına düştüğünü belirtiyor. Bu durum, ABD'nin diğer bölgelerdeki caydırıcılık kapasitesini doğrudan etkilerken, askeri stratejistler Çin'in bu zaafiyeti fırsata çevirmeye hazırlandığı uyarısında bulunuyor.
Savunma Bakanlığı'nın son raporuna göre, ABD ordusu yedek parça ve bakım konusunda da ciddi sıkıntılar yaşıyor. Pasifik bölgesinde konuşlu birliklerin İran'a kaydırılması, buradaki gücü zayıflatırken Çin'in Tayvan üzerindeki baskısını artırmasına neden oldu. ABD'nin uçak gemisi filosunun önemli bir kısmı da bakım döngüsünde olduğu için, aktif görev yapan gemi sayısı son on yılın en düşük seviyesine geriledi.
Çin'in askeri modernizasyonu hızlanıyor
Çin'in 2010'lardan bu yana sürdürdüğü askeri modernizasyon, 2025 itibarıyla hem nicelik hem de nitelik açısından önemli bir aşamaya ulaştı. Uydu savaşı, siber saldırı kapasiteleri, hipersonik füzeler ve yapay zeka destekli komuta sistemleri gibi alanlarda Pekin, ABD ile arasındaki farkı kapatmakla kalmadı, bazı alanlarda öne geçti. Özellikle Güney Çin Denizi'nde inşa edilen askeri üsler ve donanma gemilerinin sayısındaki artış, ABD'nin bölgedeki üstünlüğünü sorgulatıyor.
Askeri denklemdeki bu değişim, yalnızca Doğu Asya'yı değil, aynı zamanda Avrupa ve Orta Doğu'daki güç dengelerini de etkiliyor. Rusya ile yakınlaşan Çin, ABD'nin İran'daki yükünü artırmak için Moskova ile koordineli adımlar atarken, Hint-Pasifik bölgesinde de ABD müttefikleri üzerinde baskı kuruyor. Pentagon'un yayımladığı Çin Askeri Gücü raporuna göre, Pekin 2027'ye kadar ABD'nin bölgedeki askeri varlığına meydan okuyabilecek bir kapasiteye ulaşmayı hedefliyor.
Küresel güç dengesi değişiyor
İran savaşının yarattığı tükenmişlik, ABD'nin küresel angajmanlarını yeniden gözden geçirmesine yol açıyor. Eski Başkan Donald Trump'ın izolasyonist söylemleri, Biden yönetiminde kısmen terk edilmiş olsa da, ABD kamuoyunda yorgunluk belirtileri giderek artıyor. Kongre'deki bütçe görüşmeleri, savunma harcamalarının dondurulması veya kısıtlanması yönündeki baskılarla şekilleniyor. Bu durum, Çin'i daha cesur adımlar atmaya teşvik ederken, ABD'nin Avrupa ve Orta Doğu'daki müttefiklerini de tedirgin ediyor.
Uzmanlar, mevcut gidişatın Soğuk Savaş dönemindeki 'denge' kavramına benzer bir istikrarsızlık yaratabileceği uyarısında bulunuyor. ABD'nin İran'daki varlığı, Çin'in bölgesel hedeflerine karşı bir kalkan görevi görürken, bu kalkanın incelmesi Pekin'in elini güçlendiriyor. NATO'nun Avrupa kanadı ise ABD'nin dikkatini iki cepheye bölmesi nedeniyle zayıflamış durumda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin İran savaşındaki yıpranması, Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor. İran'ın komşusu olarak Ankara, uzun süredir savaşın yarattığı istikrarsızlıktan ve mülteci akınlarından etkileniyor. ABD'nin askeri kapasitesinin zayıflaması, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki güvenlik çıkarlarını doğrudan etkileyebilir. Öte yandan, Çin'in yükselişi, Türkiye'nin Asya ile geliştirdiği ekonomik ilişkiler ve Orta Koridor projesi açısından hem fırsat hem de risk barındırıyor. Türkiye'nin NATO içindeki konumu ve Rusya ile dengeli ilişkileri, bu yeni güç dengesinde manevra alanını genişletebilir. Ancak Ankara'nın, ABD-Çin rekabetinin Ortadoğu ve Kafkaslar üzerindeki yansımalarına karşı hazırlıklı olması gerekiyor.