Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) Savcısı Kerim Khan'ın, işgal altındaki Filistin topraklarında işlenen savaş suçlarına ilişkin yürüttüğü soruşturmanın, önde gelen Filistinli insan hakları örgütleri tarafından 'siyasi bir referanduma' dönüştürüldüğü uyarısı yapıldı. El-Hak, El-Mizan, Filistin İnsan Hakları Merkezi (PCHR) ve Adalah gibi kuruluşlar, Khan'ın süreci siyasi baskılara açık hale getirdiğini ve bu durumun uluslararası hukukun üstünlüğünü zayıflattığını belirtti.
Soruşturmanın seyri ve itirazlar
Khan, 2021'de başlatılan soruşturma kapsamında, 2014'ten bu yana Gazze ve Batı Şeria'da yaşanan olayları inceliyor. Ancak örgütler, savcının özellikle 7 Ekim 2023'teki Hamas saldırısı sonrası İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri operasyonlarına odaklanmasının, 56 yıllık işgalin sistematik insan hakları ihlallerini göz ardı ettiğini savunuyor. Ortak açıklamada, "Khan, soruşturmayı siyasi bir araca dönüştürerek, Filistin halkının maruz kaldığı soykırım, apartheid ve zorla yerinden etme gibi suçların hesabını sormaktan kaçınıyor" ifadelerine yer verildi. Ayrıca, savcının İsrail'e yönelik tutuklama emri başvurularında bulunmasına karşın, bunların sembolik kaldığı ve fiili yaptırımlara dönüşmediği eleştirisi yapıldı.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Bu gelişme, uluslararası hukukun Filistin meselesindeki uygulanabilirliği konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirdi. ABD ve İsrail'in ICC'ye yönelik baskıları, mahkemenin etkinliğini sorgulatırken, Avrupa Birliği'nin açık desteği de iki yüzlülük olarak nitelendiriliyor. Filistinli gruplar, Khan'ın bağımsız hareket etmesi gerektiğini ancak siyasi hesapların süreci domine ettiğini vurguluyor. Özellikle İsrail'in Gazze'deki son saldırılarında 35 binden fazla Filistinlinin hayatını kaybetmesi, soruşturmanın aciliyetini artırırken, mahkemenin yavaş işleyişi tepki çekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasını destekleyen tutumuyla ICC sürecini yakından takip ediyor. Khan'ın soruşturmasının siyasileşmesi, Ankara'nın uluslararası hukuk vurgusunu zayıflatabilir. Ancak Türkiye, İsrail ile ilişkilerini normalleştirme çabaları kapsamında doğrudan bir müdahaleden kaçınarak, Filistinli grupların endişelerini diplomatik kanallardan dile getirebilir. Bu durum, Türkiye'nin hem Filistin halkı nezdindeki meşruiyetini koruması hem de ABD ve İsrail ile dengeli bir ilişki sürdürmesi açısından hassas bir denge oluşturuyor. Öte yandan, ICC'nin işlevsizleşmesi, uluslararası hukukun üstünlüğüne olan güveni sarsarak küresel ölçekte istikrarsızlığı derinleştirebilir.