ABD'nin küresel hegemonyasını gönüllü olarak tasfiye ettiği bir dönemde, Çin'in bu boşluğu doldurmaya ne istekli ne de kapasitesi olduğu ileri sürülüyor. Önde gelen bir Çinli dış politika uzmanına göre, Pekin yönetimi küresel egemenlik arayışından ziyade, egemen eşitlik ve çok taraflılık temelinde alternatif bir yol izliyor. Bu görüş, Çin'in son yıllarda küresel sahnede artan varlığına rağmen, ABD'nin bıraktığı güç boşluğunu doldurma niyetinde olmadığına işaret ediyor. Uzman, Çin'in daha çok bölgesel ve küresel kurumlarda etkisini artırarak, ABD merkezli liberal dünya düzenine bir alternatif oluşturmaya çalıştığını belirtiyor.
Gelişmenin arka planı
ABD'nin Afganistan'dan çekilmesi, Ukrayna'daki savaşta sınırlı angajmanı ve Asya-Pasifik'te askeri varlığını yeniden yapılandırması, Washington'ın küresel taahhütlerini azalttığı yönünde yorumlanıyor. Bu durum, uluslararası sistemde Çin'in daha aktif bir rol üstlenebileceği spekülasyonlarını beraberinde getirmişti. Ancak Çinli uzman, Pekin'in öncelikli olarak kendi iç istikrarına ve ekonomik kalkınmasına odaklandığını, küresel bir hegemonya kurmanın getireceği maliyet ve sorumlulukları üstlenmeye hazır olmadığını vurguluyor. Çin'in son yıllarda Kuşak ve Yol Girişimi, BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi çok taraflı platformları canlandırması, aslında ABD liderliğindeki sisteme karşı değil, onun dışında alternatif mekanizmalar oluşturma çabası olarak görülüyor. Uzman, Çin'in askeri harcamalarını artırmasına ve deniz aşırı üsler edinmesine rağmen, bunun küresel bir hegemonya kurma amacı taşımadığını, daha çok artan ekonomik çıkarlarını korumaya yönelik olduğunu savunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD'nin çekilmesiyle oluşan güç boşluğu, özellikle Asya-Pasifik bölgesinde stratejik dengeleri değiştiriyor. Çin'in askeri modernizasyonu ve Güney Çin Denizi'ndeki faaliyetleri, bölge ülkelerinde endişe yaratırken, Pekin aynı zamanda ticaret anlaşmaları ve altyapı yatırımlarıyla yumuşak gücünü artırıyor. Ancak uzmana göre Çin, ABD'nin soğuk savaş sonrası oynadığı küresel polis rolünü üstlenmek istemiyor. Bunun yerine, Birleşmiş Milletler ve Dünya Ticaret Örgütü gibi uluslararası kurumlarda reform talep ederek, gelişmekte olan ülkelerin çıkarlarını temsil eden bir pozisyon alıyor. Bu yaklaşım, Çin'in küresel güneydeki artan popülaritesini açıklıyor. Öte yandan, Çin'in bu tutumu ABD ile arasındaki stratejik rekabeti sonlandırmıyor; aksine iki ülke arasındaki çekişme, teknolojiden ticarete kadar birçok alanda devam ediyor. Çinli uzman, Çin'in hegemonya peşinde olmadığını ancak ABD'nin kendisini çevreleme çabalarına karşı koyacağını belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD hegemonyasının zayıflaması ve Çin'in daha ılımlı bir küresel rol üstlenmesi, Türkiye'nin çok kutuplu dış politikası için yeni fırsatlar ve riskler barındırıyor. Türkiye, hem ABD hem de Rusya ile dengeli ilişkiler yürütürken, Çin ile ticari ve enerji iş birliğini derinleştirme potansiyeli buluyor. Ancak Çin'in Orta Asya ve Balkanlar'daki yatırımları, Türkiye'nin bölgesel etkisiyle rekabet yaratabilir. Öte yandan, ABD'nin çekilmesiyle oluşan boşluk, Türkiye'nin Suriye, Irak ve Doğu Akdeniz'deki manevra alanını genişletebilir. Ankara, bu süreçte kazan-kazan stratejisiyle hareket ederek, yeni dengelerden avantaj sağlamaya çalışacaktır.