ABD yönetimi, Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel'e yönelik yaptırım kararı alarak adadaki ekonomik ve siyasi baskıyı bir adım öteye taşıdı. Karar, Küba'da gıda kıtlığı ve elektrik kesintilerinin had safhaya ulaştığı bir döneme denk gelirken, Washington'un Havana'ya yönelik izolasyon politikasını sürdürme kararlılığını gösteriyor. Yaptırım, Diaz-Canel'in ABD'deki mal varlıklarının dondurulmasını ve Amerikan vatandaşlarıyla ticaret yapmasının yasaklanmasını içeriyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC) tarafından duyurulan yaptırım, Diaz-Canel'i insan hakları ihlalleri ve demokratik süreçleri baltalamakla suçluyor. Karar, eski Başkan Donald Trump döneminde uygulamaya konulan ve Biden yönetiminin de büyük ölçüde sürdürdüğü sert yaptırım politikasının bir devamı niteliğinde. Küba, 1962'den beri ABD ambargosu altında bulunuyor ve bu ambargo, adanın ekonomisini ciddi şekilde etkiliyor. Diaz-Canel, 2021'de Castro kardeşlerden sonra ülkenin sivil lideri olarak göreve başlamıştı. Yaptırım, Küba'da 2024 yılının başlarında patlak veren ve ülke geneline yayılan gıda ve yakıt kıtlığı protestolarının ardından geldi. Yetkililer, binlerce kişinin katıldığı gösterileri sert bir şekilde bastırmış ve yüzlerce kişiyi tutuklamıştı. ABD'li yetkililer, bu baskıcı tedbirlerin yaptırım kararında etkili olduğunu belirtiyor. Küba hükümeti ise yaptırımı 'haksız ve emperyalist bir müdahale' olarak nitelendirerek kınadı. Adadaki ekonomik kriz, pandemi, turizm gelirlerindeki düşüş ve ABD yaptırımlarının derinleşmesiyle daha da ağırlaşmış durumda. Halk, temel gıda maddelerine ulaşmakta zorlanırken, elektrik kesintileri günlük hayatı felç ediyor. Bu durum, göç dalgasını da tetiklemiş, 2023'te ABD'ye ulaşan Kübalı göçmen sayısı 300 bini aşmıştı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin Küba'ya yönelik yaptırım politikası, Latin Amerika'da ve uluslararası arenada tartışma yaratıyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, her yıl ABD ambargosunu kınayan bir karar alıyor ve üye ülkelerin ezici çoğunluğu bu kararı destekliyor. Küba yönetimi, yaptırımların halkın yaşam koşullarını daha da kötüleştirdiğini savunuyor. Buna karşın ABD, Diaz-Canel'e yönelik son yaptırımın, Küba'da demokrasi ve insan hakları taleplerine destek amacı taşıdığını ileri sürüyor. Bölgesel düzeyde, Küba'nın müttefikleri Venezuela, Nikaragua ve Rusya kararı sert bir dille eleştirdi. ABD yaptırımı, özellikle Küba'nın enerji krizinde kilit rol oynayan Venezuela ile olan ittifakına bir mesaj olarak da yorumlanıyor. Avrupa Birliği ise ABD'yi Küba'ya yönelik yaptırımları gevşetmeye çağırırken, kendi 'ortak pozisyonu' çerçevesinde adayla diyaloğu sürdürüyor. Küba, sağlık alanındaki uluslararası işbirlikleri ve biyoteknoloji ihracatı ile dikkat çekse de, yaptırımlar bu alanlardaki ilerlemeyi de sınırlıyor. Biden yönetimi, Küba'dan bir taviz koparmak için yaptırım baskısını sürdürme niyetinde görünüyor. Uzmanlar, yaptırımların Küba yönetimini zayıflatmaktan çok, halkın acısını derinleştirdiğini ve adada istikrarsızlığı körüklediğini belirtiyor. 2024 ABD başkanlık seçimleri yaklaşırken, Florida'daki Küba kökenli seçmenlerin etkisi nedeniyle konunun iç politikada da yankı bulması bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Küba ile 2020'lerde geliştirdiği ekonomik ve diplomatik ilişkileri sürdürüyor. ABD'nin Diaz-Canel'e yaptırım kararı, Türkiye'nin Küba ile ticaretini doğrudan etkilemese de, Türk şirketlerinin ABD yaptırımlarına uyum konusunda dikkatli olmasını gerektiriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2021'de Küba'yı ziyareti ve iki ülke arasında sağlık, turizm ve inşaat alanlarında imzalanan anlaşmalar, Türkiye'nin Latin Amerika'da nüfuzunu artırma çabasının bir parçası. Ancak ABD yaptırımları, bu işbirliğinin kapsamını sınırlayabilir. Türkiye ayrıca, Küba'da yaşayan Türk vatandaşlarının durumunu izlemeli ve olası bir göç dalgasına karşı hazırlıklı olmalıdır.