ABD'li bir yetkili, haftalardır askıda olan İsrail ile Lübnan arasındaki çerçeve anlaşmasının yeniden ilerleme kaydettiğini ve teknik görüşmelerin Roma'da başlayacağını açıkladı. ABD öncülüğünde yürütülen diplomatik süreç, özellikle deniz sınırı ve Kafr Kila bölgesindeki anlaşmazlıkların çözümünü hedefliyor. Yetkili, “Teknik ekipler, haftalardır süren duraklamanın ardından ilerleme kaydediyor” ifadelerini kullandı.
Gelişmenin arka planı
İsrail ile Lübnan arasındaki anlaşmazlık, uzun yıllardır devam eden sınır ve deniz yetki alanı ihtilaflarına dayanıyor. ABD'nin arabuluculuğunda yürütülen müzakereler, özellikle 2022'de iki ülke arasında imzalanan deniz sınırı anlaşmasının ardından hız kazanmıştı. Ancak son haftalarda, Gazze'deki çatışmaların etkisiyle süreç tıkanma noktasına gelmişti. Şimdi ise ABD'li yetkililer, teknik heyetlerin Roma'da bir araya geleceğini ve somut adımlar atılacağını belirtiyor.
Anlaşmanın kapsamı, sadece deniz sınırıyla sınırlı değil. Karada da tartışmalı bölgelerin belirlenmesi ve olası bir güvenlik düzenlemesi masada yer alıyor. Özellikle Hizbullah'ın varlığı ve İsrail'in kuzey sınırındaki tehdit algısı, müzakerelerin en hassas noktalarından birini oluşturuyor.
Bölgesel boyut ve analiz
Bu gelişme, Orta Doğu'daki dengeler açısından kritik bir öneme sahip. İsrail-Lübnan anlaşması, Gazze'deki ateşkes süreciyle doğrudan bağlantılı olarak görülüyor. ABD, bölgede istikrarı sağlamak ve İran'ın etkisini sınırlamak için Lübnan'ı da içine alan kapsamlı bir diplomatik paket üzerinde çalışıyor.
Uzmanlara göre, Teknik görüşmelerin Roma'da yapılması, Avrupa'nın da sürece dahil olduğunu gösteriyor. İtalya, geçmişte de Lübnan'daki BM geçici gücü UNIFIL'e ev sahipliği yapması ve bölgedeki nüfuzu nedeniyle doğal bir ortak olarak öne çıkıyor. Eğer anlaşma sağlanırsa, bu sadece iki ülke arasındaki ilişkileri normalleştirmekle kalmayacak, aynı zamanda Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımına da yeni bir ivme kazandıracak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail-Lübnan anlaşması, Türkiye'nin Doğu Akdeniz politikasını doğrudan ilgilendiriyor. Anlaşma, deniz yetki alanlarının belirlenmesini içerdiği için, Türkiye'nin Mavi Vatan doktrini ve Libya ile yaptığı deniz sınırı anlaşmasına paralel bir gelişme olarak okunabilir. Ankara, bölgedeki enerji kaynaklarının adil paylaşımı ve uluslararası hukuka uygun çözümlerden yana. Ancak ABD'nin arabuluculuğunda ilerleyen bir anlaşma, Türkiye'nin bölgedeki etkisini sınırlayabilir. Öte yandan, anlaşma sağlanması halinde Doğu Akdeniz'deki tansiyonun düşmesi, Türkiye'nin enerji projeleri ve bölgesel işbirliği açısından yeni fırsatlar yaratabilir. Türkiye'nin süreci dikkatle izlemesi ve kendi çıkarlarını koruyacak adımlar atması bekleniyor.