ABD ordusu, Orta Doğu'daki krizin derinleştiği bir dönemde İran'a yönelik yeni bir hava saldırısı dalgası başlattı. İran devlet medyası, ülkenin çeşitli bölgelerinde patlamalar meydana geldiğini bildirdi. Saldırılar, ABD Başkanı Donald Trump'ın NATO zirvesinde İran'a yönelik daha fazla askeri eylem tehdidinde bulunmasının hemen ardından gerçekleşti. Bu gelişme, 24 saat önce ABD'nin Hürmüz Boğazı çevresinde 80'den fazla İran hedefine yönelik düzenlediği büyük çaplı saldırıların devamı niteliğinde. Trump yönetimi, İran'ın bölgedeki vekil güçlerini ve füze kapasitesini hedef alan bu operasyonları, uluslararası deniz ticaretini koruma gerekçesiyle savunuyor.
Gelişmenin arka planı: Hürmüz Boğazı'nda gerginlik ve NATO zirvesi
Saldırılar, küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği stratejik Hürmüz Boğazı'nda tırmanan gerginliğin bir parçası olarak geliyor. ABD, son haftalarda İran'a ait insansız hava araçlarının, mayın döşeme gemilerinin ve hızlı saldırı botlarının ticari gemilere yönelik tehdit oluşturduğunu iddia ediyor. Pentagon sözcülerine göre, son saldırılar İran'ın devrim muhafızlarına ait kıyı savunma sistemlerini, füze depolarını ve komuta merkezlerini vurmayı hedefledi. NATO'nun Brüksel'de düzenlenen olağanüstü zirvesinde Trump, müttefiklerine İran'ı 'terörist bir rejim' olarak tanımlayarak, 'hiçbir kırmızı çizgi kalmadığını' söyledi. Avrupa ülkeleri ise gerilimin düşürülmesi çağrısında bulunurken, İngiltere ve Fransa, ABD'nin operasyonlarına diplomatik destek vermekle birlikte doğrudan askeri katılımda bulunmadı.
İran tarafı ise saldırılara misilleme yapacağını duyurdu. İran Dışişleri Bakanlığı, ABD'nin eylemlerini 'uluslararası hukukun ağır bir ihlali' olarak nitelendirdi ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ni acilen toplanmaya çağırdı. İran devlet televizyonu, saldırılarda en az 12 askerinin hayatını kaybettiğini, 30'dan fazla kişinin yaralandığını, ancak nükleer tesislerin ve sivil altyapının zarar görmediğini duyurdu. Buna karşın, ABD'li yetkililer İran'ın füze stokunun önemli ölçüde zayıflatıldığını iddia ediyor. Çatışmanın boyutu, Tahran'ın ABD'nin bölgedeki üslerine ve müttefiklerine yönelik olası bir karşı saldırıya hazırlandığı yönünde yorumlanıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Petrol piyasaları ve uluslararası tepkiler
Saldırıların ardından küresel petrol fiyatlarında yüzde 5'in üzerinde bir artış yaşandı. Brent petrolün varil fiyatı 90 doların üzerine çıkarken, Ham petrol vadeli işlemleri yükselişini sürdürdü. Uzmanlar, Hürmüz Boğazı'nın tamamen kapanması halinde petrol arzının günlük 17 milyon varil azalabileceğini ve bunun küresel ekonomik durgunluğa yol açabileceğini belirtiyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, gerginliği azaltma çağrısı yaparken, İran'a yakınlığıyla bilinen Irak ve Katar ise arabuluculuk teklif etti. Rusya, ABD'yi 'provokasyon' yapmakla suçlayarak, bölgeye savaş gemisi göndereceğini duyurdu. Çin ise tüm taraflara 'itidal' çağrısında bulundu ancak İran'dan petrol ithalatının aksamaması için Tahran'la diplomatik temaslarını yoğunlaştırdı. Avrupa Birliği, ABD'den askeri operasyonları durdurmasını isterken, NATO üyesi Türkiye'nin krizdeki rolü kritik hale geliyor.
Diplomatik cephede, ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi, operasyonları 'meşru müdafaa' olarak gerekçelendirirken, Rusya ve Çin, Washington'ın BM Şartı'nı ihlal ettiğini savundu. İran'ın bölgesel vekil güçleri olan Yemen'deki Husiler, Lübnan'daki Hizbullah ve Suriye'deki İran destekli milisler, ABD ve İsrail hedeflerine yönelik saldırıları artırabilecekleri sinyalini verdi. Bu durum, Orta Doğu'da çok cepheli bir çatışma riskini beraberinde getiriyor. İsrail, kuzey sınırında Hizbullah'a karşı alarm durumuna geçerken, Suudi Arabistan da Yemen sınırında önlemlerini artırdı. Bölge uzmanları, bu saldırıların İran'ın nükleer programına yönelik bir ön adım olabileceği yorumunu yaparken, Pentagon ise operasyonun kapsamının geçici olduğunu ancak gerektiğinde genişletilebileceğini açıkladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, komşusu İran ile yaşanan bu krizde hem diplomatik hem de ekonomik açıdan hassas bir konumda bulunuyor. NATO üyesi olarak ABD'nin müttefiki konumundaki Ankara, bir yandan da İran'la enerji ve ticaret ilişkilerini sürdürüyor. Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji keşifleri ve Kafkasya politikası göz önüne alındığında, Orta Doğu'daki herhangi bir çatışma, güvenlik risklerini ve sığınmacı akınını artırabilir. Ekonomik cephede, Türkiye'nin enerji maliyetleri artarken, İran'dan yapılan doğalgaz ithalatı kesintiye uğrayabilir. Ankara'nın, hem ABD'nin operasyonlarını eleştiren hem de Tahran'la diyaloğu sürdüren dengeli bir politika izlemesi bekleniyor. Bu kriz, Türkiye'nin bölgedeki arabuluculuk rolünü yeniden öne çıkarabilir, ancak NATO içindeki ittifak bağları da test edilecek.