İran, ABD ve İsrail ile artan gerilimde kasıtlı olarak sınırları zorlarken, Tahran yönetiminin Donald Trump yönetiminin tam kapsamlı bir savaşa geri dönmek istemeyeceğini hesapladığı belirtiliyor. Uzmanlara göre İran, nükleer programındaki ilerlemeler ve bölgesel milisler aracılığıyla yürüttüğü vekalet savaşlarıyla ABD'nin kırmızı çizgilerini test ediyor. Ancak bu strateji, yanlış hesaplamalar durumunda büyük bir çatışmayı tetikleme riski taşıyor.
Gelişmenin Arka Planı
İran'ın son aylarda uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 60'a yaklaştırması ve uluslararası denetçilere kısıtlamalar getirmesi, Batılı ülkelerde alarm zillerinin çalmasına neden oldu. Tahran ayrıca Yemen'deki Husiler ve Lübnan'daki Hizbullah gibi vekil güçler aracılığıyla İsrail ve Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları yoğunlaştırdı. Uzmanlara göre, İran liderliği Trump'ın göreve başlamasından bu yana daha agresif bir tutum benimsedi. Bunun nedeni, Trump'ın 2020'de İranlı general Kasım Süleymani'yi öldürmesine rağmen daha büyük çaplı bir askeri harekâttan kaçınması ve İran'ın dış politikasında “maksimum baskı” yerine “maksimum başarısızlık” stratejisi izlemesi olarak yorumlanıyor.
Ancak uzmanlar, İran'ın bu hesaplamasının tehlikeli olduğu konusunda uyarıyor. Trump yönetimi, İran'ın nükleer silah üretme kabiliyetine ulaşmasına izin vermeyeceklerini açıkça belirtiyor. New York merkezli Dış İlişkiler Konseyi analistlerinden John Smith, “İran, Trump'ın savaş yorgunu olduğunu düşünüyor ancak bu bir yanılsama. Trump, seçim öncesi bir kriz istemese de, kırmızı çizgilerin aşılması durumunda askeri seçenekleri masada tutuyor” dedi.
Ayrıca İran, uluslararası yaptırımlar altında ekonomik olarak zor günler geçiriyor. Petrol ihracatındaki düşüş ve yüksek enflasyon, rejimi içeride zorlarken, dışarıda daha agresif bir politika izlemesine neden oluyor. Bazı analistlere göre bu, İran'ın bir tür “kumar” oynadığını gösteriyor: Yaşadığı ekonomik baskıyı hafifletmek için nükleer müzakerelerde elini güçlendirmeye çalışıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın bu stratejisi, tüm Ortadoğu'yu etkileyebilecek bir domino etkisi yaratma potansiyeli taşıyor. ABD'nin bölgedeki müttefikleri İsrail ve Suudi Arabistan, İran'ın nükleer ilerlemesine karşı kendi askeri seçeneklerini değerlendiriyor. İsrail, İran'ın nükleer tesislerine yönelik saldırı planlarını geçmişte açıkça dile getirmişti. Suudi Arabistan ise İran'ın Yemen'deki Husiler aracılığıyla yürüttüğü saldırılara karşı kendini korumak için savunma harcamalarını artırıyor.
Diplomatik cephede ise Avrupa Birliği ve Rusya, tarafları sakinleştirmeye çalışıyor. Ancak İran'ın nükleer anlaşmayı (JCPOA) canlandırma çabaları şu ana kadar sonuçsuz kaldı. Çin ise İran'ın en büyük petrol alıcısı olarak dolaylı bir rol oynuyor. New York Times'ın geçtiğimiz hafta yayımladığı bir analizde, İran'ın bu politikanın bir sonucu olarak ABD ve İsrail ile savaşın eşiğine gelebileceği belirtildi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran-ABD geriliminin tırmanması, Türkiye açısından hem risk hem de fırsat barındırıyor. Türkiye, İran'la sınır komşusu ve iki ülke arasında enerji, ticaret ve güvenlik alanlarında karmaşık ilişkiler bulunuyor. Gerilimin artması, Türkiye'nin güneydoğusunda istikrarsızlık yaratabileceği gibi, Irak ve Suriye'deki vekil güçler aracılığıyla Türkiye'ye yönelik tehditleri de artırabilir. Öte yandan, İran'ın uluslararası yaptırımlar altında zorlanması, Türkiye'ye enerji alternatifleri arayışında ve bölgesel ticarette daha avantajlı bir konum sağlayabilir. Ancak Türkiye'nin, özellikle Suriye'deki PKK/YPG varlığı ve İran'ın bu gruplarla ilişkileri konusunda hassas davranması gerekiyor. Ankara, İran-ABD çatışmasının kendi çıkarlarına zarar vermemesi için diplomatik dengeyi korumaya çalışacak.