ABD ile İran arasında son günlerde karşılıklı askeri angajmanların artması, küresel yatırımcıları büyük bir çatışma olasılığına karşı pozisyon almaya itiyor. Bloomberg'in Haslinda Amin ile Insight programının son yayınında ele alınan konu, özellikle petrol fiyatlarındaki ani sıçrama ve savunma hisselerine yönelen sermaye akışıyla dikkat çekiyor. Uzmanlar, taraflar arasındaki söylemlerin savaş retoriğine dönüşmesi halinde, Körfez'deki enerji altyapısının hedef alınabileceği uyarısında bulunuyor.
Gelişmenin Arka Planı: Söylemden Sahaya Taşınan Gerilim
İran Devrim Muhafızları'nın son haftalarda Hürmüz Boğazı çevresinde yaptığı tatbikatlar ve ABD Donanması'nın bölgeye ek savaş gemileri sevk etmesi, gerilimi tırmanma eşiğine getirdi. ABD Başkanı'nın “bazı seçenekler masada” sözleri piyasalar tarafından doğrudan askeri müdahale sinyali olarak okundu. Buna karşılık Tahran yönetiminin, “hayati çıkarlarımızı korumak için her türlü gücü kullanırız” açıklaması endişeleri derinleştirdi. 2023'teki geçici nükleer anlaşma girişimlerinden sonra ilişkilerin yeniden rayına girmesi beklenirken, bu tırmanış yatırımcıları hazırlıksız yakaladı.
Enerji piyasalarında Brent petrol, hafta başından bu yana yüzde 6'nın üzerinde değer kazanarak 85 doların üzerine çıktı. Analistler, Hürmüz Boğazı'nda yaşanacak olası bir kapanmanın petrol fiyatlarını anında 100 dolar seviyesine fırlatabileceğini hesaplıyor. Altın ise güvenli liman talebiyle 2400 doları aştı. Savunma hisseleri arasında ABD merkezli Lockheed Martin ve Raytheon yükselirken, bölgeye ihracat yapan Türk savunma şirketlerine de ilgi arttı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Piyasalar İçin İki Senaryo
Ekonomistler, mevcut durumda iki ana senaryo üzerinde duruyor. Birinci senaryoda, gerilim kontrollü kalıyor; sadece sınırlı askeri gösteriler yapılıyor ve bir süre sonra diplomatik kanallar devreye giriyor. Bu durumda piyasalardaki oynaklık kısa süreli olur ve petrol fiyatları 80-85 dolar bandında dengelenir. ikinci senaryo ise daha karanlık: Karşılıklı füze saldırıları veya deniz kazaları sonucu doğrudan savaş. Böyle bir durumda küresel tedarik zincirleri ciddi darbe alır, gemilerin Süveyş veya Körfez rotalarında seyir güvenliği tehlikeye girer.
Bloomberg'ün yayınına katılan analistler, ikinci senaryonun gerçekleşmesi durumunda ABD Merkez Bankası'nın faiz indirim planlarını rafa kaldırmak zorunda kalabileceğini belirtiyor. Çünkü enerji maliyetlerindeki sıçrama, enflasyonu yeniden yükseltecek ve Fed'i şahin duruşa itecek. Gelişmekte olan ülkeler, özellikle petrol ithalatçıları, bu süreçte döviz rezervlerinin erimesi riskiyle karşı karşıya. Türkiye gibi enerjide dışa bağımlı ekonomiler, bu senaryoda cari açığın büyümesi ve enflasyonist baskıların artmasıyla sınanacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran gerilimi, Türkiye için doğrudan bir askeri tehdit olmasa da ekonomik ve diplomatik açıdan kritik sonuçlar doğurabilir. Doğal gaz ve petrol fiyatlarındaki yükseliş, Türkiye'nin enerji ithalat faturasını şişirerek cari açık ve enflasyon üzerinde baskıyı artırabilir. Ayrıca Hürmüz Boğazı'ndaki olası bir kriz, Türkiye'nin enerji tedarik rotalarını da etkileyebilir. Diplomatik cephede ise Ankara, İran'la sınır komşusu ve enerji işbirliği yapan bir ülke olarak gerginliğin tırmanması halinde arabuluculuk rolleri üstlenmek zorunda kalabilir. Dolayısıyla, bu gelişmeler Türkiye'nin Orta Doğu'daki konumunu ve enerji stratejilerini yakından ilgilendirmektedir.