ABD ile İran arasında bir anlaşmaya varılıp varılmayacağı sorusu, geçtiğimiz hafta boyunca birbirine tamamen zıt iki gelişmenin gölgesinde kaldı. Bir yanda tarafların yakınlaştığı yönünde sinyaller veren yoğun diplomatik temaslar, diğer yanda ABD’nin Yemen’deki İran destekli Husilere yönelik hava saldırılarını yeniden başlatması, sürecin ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne serdi. Beyaz Saray ve Tahran yönetimi, nükleer program ve bölgesel gerilimlerin azaltılması konusunda bir anlaşma zemini ararken, sahadaki askeri hareketlilik bu çabaları baltalıyor.
Müzakerelerin perde arkası
Kaynaklara göre, ABD ve İranlı yetkililer son günlerde Umman ve Katar arabuluculuğunda bir dizi dolaylı görüşme gerçekleştirdi. Görüşmelerin odağında, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin sınırlandırılması karşılığında Batı yaptırımlarının kademeli olarak kaldırılması yer alıyor. İran tarafı, nükleer programının barışçıl olduğunu vurgularken, ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, Tahran’ın bölgedeki milis gruplara verdiği desteğin de masada olduğunu ifade ediyor. Ancak müzakerelerin henüz somut bir çerçeveye oturmadığı, tarafların temel taleplerinde ısrar ettiği belirtiliyor.
İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, “Yapıcı ancak karmaşık bir süreçten geçiyoruz” açıklaması yaparken, ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili ise “Henüz yolun başındayız; iyi niyet var ama güven eksikliği sürüyor” dedi. Özellikle İran’ın nükleer tesislerinde son dönemde artan denetim ihlalleri, Batılı istihbarat kaynaklarında endişe yaratıyor.
Yemen’de yeniden alevlenen çatışmalar
Müzakere masasının hemen yanı başında, ABD’nin Yemen’deki İran destekli Husilere yönelik hava saldırıları yeniden başladı. Pentagon, Husilerin Kızıldeniz’de ticari gemilere yönelik saldırılarının arttığını ve bu durumun uluslararası deniz ticaretini tehdit ettiğini belirterek, “askeri caydırıcılığı yeniden tesis etme” kararı aldı. Bu gelişme, İran ile ABD arasındaki dolaylı müzakerelerin tam ortasında, tansiyonu yükselten bir faktör olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, Washington’un bir yandan diplomasiye şans verirken diğer yandan askeri seçeneği canlı tutarak Tahran üzerinde baskı kurmaya çalıştığını yorumluyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD-İran arasındaki bu gel-gitli ilişki, tüm Ortadoğu’yu etkileme potansiyeline sahip. İran’ın nükleer programa yaklaşımı, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere Körfez ülkelerinde güvenlik endişelerini artırıyor. Ayrıca İsrail, Tahran’ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasını engellemek için her türlü önlemi alacağını açıkça ifade ediyor. Diğer yandan, Avrupa Birliği ve Çin gibi aktörler, ticaret ve enerji arz güvenliği açısından istikrarlı bir İran’ı tercih ediyor. Kızıldeniz’deki güvenlik krizi, küresel tedarik zincirlerinde aksamalara yol açarken, enerji fiyatları üzerinde de yukarı yönlü baskı oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD-İran gerginliğinden doğrudan etkilenen ülkelerin başında geliyor. İran ile komşu olan Türkiye, hem enerji ithalatı hem de güney sınırındaki istikrar açısından Tahran’la ilişkilerini dengelemek zorunda. ABD yaptırımları, Türk şirketlerinin İran’la ticaretini zorlaştırırken, olası bir anlaşma Türkiye’nin enerji maliyetlerini düşürebilir ve bölgesel ticareti canlandırabilir. Ancak anlaşma sağlanamazsa, yaptırımların artması ve İran’ın nükleer programının denetimsiz kalması, Türkiye’nin güvenliği için de risk oluşturacaktır. Türkiye, bu süreçte arabulucu rolü üstlenerek her iki tarafla da diyaloğunu sürdürmeyi hedefliyor.