ABD, Yemen'deki Husi isyancılarının Suudi Arabistan başkenti Riyad'a füze saldırısı düzenlemesinin ardından bölgede hızla tırmanan gerilime karşı uyarıda bulundu. Son haftalarda İran destekli milisler, Suudi destekli hükümet güçleriyle girdikleri çatışmaların ardından Yemen topraklarının büyük bölümünü ele geçirdi. Washington yönetimi, Suudi Arabistan'ın güvenliğine verdiği desteği yinelerken, doğrudan askeri müdahale konusunda isteksiz davranıyor. Bu tutum, ABD'nin Orta Doğu'daki müttefiklerine yönelik politikalarında yaşanan dönüşümün somut bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Husi saldırılarının arka planı ve ABD'nin tutumu
Yemen'de 2014 yılından bu yana süren iç savaş, Husi isyancılarının başkent Sanaa'yı ele geçirmesiyle yeni bir boyut kazanmıştı. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, 2015'ten itibaren Husilere karşı askeri operasyonlar düzenliyor. Ancak son dönemde Husi güçleri, Marib ve Şebva gibi stratejik bölgelerde ilerleyerek Suudi sınırına yaklaştı. Riyad'a düzenlenen füze saldırısı, çatışmanın Suudi topraklarına taşındığını gösteriyor.
ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, Suudi Arabistan'a yönelik silah satışlarını kısıtlamış, Husileri terör listesinden çıkarmış ve Yemen'deki savaşa doğrudan müdahil olmayacağını açıklamıştı. Bu politika değişikliği, Trump dönemindeki koşulsuz destekten önemli bir sapmayı işaret ediyor. Washington, Husilere karşı savunma desteği sağlasa da kendi askerlerini riske atacak bir müdahaleden kaçınıyor. Uzmanlar, ABD'nin önceliğini Çin ve Rusya ile stratejik rekabete kaydırdığını, Orta Doğu'da ise daha sınırlı bir angajman stratejisi izlediğini belirtiyor.
Husi saldırılarının arkasında İran'ın olduğu ABD ve Suudi Arabistan tarafından sık sık dile getiriliyor. Tahran yönetimi, Husilere balistik füze ve insansız hava aracı teknolojisi sağlamakla suçlanıyor. Ancak İran, doğrudan askeri destek iddialarını reddediyor. Bölgesel uzmanlara göre, Husi tehdidi, İran'ın Yemen üzerinden Suudi Arabistan'ı güvenlik açısından zayıflatma stratejisinin bir parçası.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD'nin Suudi Arabistan'a yönelik koruma taahhüdünü yerine getirmemesi, Körfez ülkelerinde güvenlik endişelerini artırıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, ABD'nin güvenlik şemsiyesine olan bağımlılıklarını sorguluyor. Bu durum, bölgesel güç dengelerinde kayda değer bir değişime işaret ediyor. Suudi Arabistan, son yıllarda Çin ve Rusya ile askeri iş birliğini geliştirmeye yönelik adımlar atıyor. Çin'in arabuluculuğuyla Suudi Arabistan ile İran arasında varılan normalleşme anlaşması, ABD'nin bölgedeki etkisinin azaldığı yorumlarına yol açtı.
Yemen'deki insani kriz ise her geçen gün derinleşiyor. Birleşmiş Milletler, ülkedeki iç savaşın milyonlarca insanı açlık ve hastalıkla karşı karşıya bıraktığını raporluyor. Husi saldırıları, Suudi Arabistan'ın Yemen'e yönelik ablukasını sıkılaştırmasına neden olabilir ve bu da insani yardımların ulaştırılmasını daha da zorlaştırabilir. Bölgede artan istikrarsızlık, küresel enerji piyasalarını da olumsuz etkiliyor. Suudi Arabistan'ın petrol altyapısına yönelik olası bir saldırı, dünya petrol fiyatlarında ani yükselişlere yol açabilir.
ABD'nin müdahale etmeme tercihi, aynı zamanda Yemen'deki savaşın vekâlet savaşına dönüşmesini hızlandırıyor. İran destekli Husiler ile Suudi Arabistan ve BAE destekli güçler arasındaki çatışma, bölgesel bir mezhep ve jeopolitik mücadelenin parçası haline geldi. Bu durum, Orta Doğu'da kalıcı bir barışın tesis edilmesini zorlaştırıyor. Uluslararası toplum, Yemen'de ateşkes sağlanması için çaba sarf etse de taraflar arasındaki güvensizlik ve dış müdahaleler süreci sekteye uğratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yemen'deki Husi saldırıları ve ABD'nin Suudi Arabistan'a yönelik tutumu, Türkiye'nin bölgesel güvenlik politikalarını yakından ilgilendiriyor. Türkiye, Suudi Arabistan ile ilişkilerini son yıllarda normalleştirme sürecine girmişti. Ancak Yemen'deki istikrarsızlık, Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb Boğazı üzerinden yürütülen ticaret yollarının güvenliğini tehdit ediyor. Türkiye'nin bölgedeki enerji arz güvenliği ve ticaret hatları, Husi saldırılarından olumsuz etkilenebilir. Ayrıca ABD'nin bölgeden çekilme eğilimi, Türkiye'nin Orta Doğu'da daha fazla sorumluluk almasını gerektirebilir. Türkiye, Yemen krizinde diplomatik çözüm arayışlarını destekleyerek bölgesel istikrara katkı sağlayabilir.