ABD yönetimi, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yapması planlanan konuşmayı yasakladı. Karar, Filistin'in Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve Uluslararası Adalet Divanı'ndaki (UAD) İsrail aleyhine yürüttüğü hukuki girişimlere karşı bir misilleme olarak değerlendiriliyor. Filistin yönetimi, kararı derhal kınayarak uluslararası hukuka ve BM ilkelerine aykırı olduğunu belirtti.
Gelişmenin Arka Planı
ABD'nin bu adımı, Filistin'in 2015 yılında UCM'ye taraf olması ve ardından İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarındaki eylemlerine ilişkin soruşturma başlatması sonrası artan gerilimin son halkası. UCM savcılığı, 2021'de İsrail'in savaş suçu işlediğine dair delillerin bulunduğunu açıklamış, 2024'te ise İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında tutuklama emri çıkarmıştı. Filistin ayrıca UAD'de İsrail'in işgalinin hukuki sonuçlarına ilişkin danışma görüşü sürecini destekliyor.
ABD, İsrail'in en yakın müttefiki olarak, UCM ve UAD'nin İsrail'e yönelik adımlarını "haksız ve siyasi" olarak nitelendiriyor. Washington, Filistin'in bu girişimlerini "doğrudan müzakereleri baltalayan" adımlar olarak görüyor. Bu nedenle ABD, Filistin liderinin BM kürsüsünden seslenmesini engelleyerek Filistin'in uluslararası platformlardaki etkinliğini kısıtlamayı amaçlıyor. Filistin yönetimi ise BM'ye üye olmayan gözlemci devlet statüsüne sahip olduğunu ve konuşma hakkının BM tüzüğüyle güvence altında olduğunu savunuyor.
ABD'nin bu kararı ilk kez uyguladığı belirtiliyor. Daha önce de benzer girişimlerin gündeme geldiği ancak diplomatik kanallarla çözüldüğü biliniyor. Bu kez yasağın doğrudan uygulanması, ABD'nin Filistin konusundaki tutumunu sertleştirdiği şeklinde yorumlanıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Karar, Orta Doğu'da zaten kırılgan olan dengeleri daha da gerginleştirebilir. Filistin yönetimi, Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi kuruluşları acil toplantıya çağırarak destek arayışına girdi. Arap ülkeleri, ABD'nin bu tutumunu "çifte standart" olarak eleştiriyor ve Filistin'in meşru temsil hakkının gasp edildiğini savunuyor. Avrupa Birliği'nden henüz resmi bir açıklama gelmedi; ancak bazı AB üyeleri kararı endişeyle karşıladı.
Uluslararası hukuk uzmanları, ABD'nin BM ev sahibi ülke olarak tarafsızlık yükümlülüğünü ihlal ettiğini belirtiyor. 1947 tarihli BM Genel Merkez Anlaşması'na göre ABD, BM'ye akredite tüm temsilcilerin New York'a girişine ve görevlerini yerine getirmesine izin vermek zorunda. Filistin, BM'de daimi gözlemci statüsüne sahip olduğundan, bu hakkın Abbas için de geçerli olduğu vurgulanıyor. Ancak ABD, bu yükümlülüğü "güvenlik gerekçeleriyle" askıya alabileceğini savunuyor.
Diğer yandan, kararın Filistin'in UCM ve UAD süreçlerini yavaşlatması beklenmiyor. Filistin, uluslararası hukuk alanında elde ettiği kazanımları korumak için farklı kanalları kullanmaya devam edecek. Özellikle UAD'nin danışma görüşü süreci, onlarca ülkenin müdahilliğiyle devam ediyor ve 2025 sonunda karar bekleniyor. ABD'nin bu hamlesi, Filistin'in hukuki mücadelesini durduramasa da siyasi görünürlüğünü azaltmayı hedefliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin Filistin Devlet Başkanı'nın BM konuşmasını engellemesi, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği destek ve uluslararası hukukun üstünlüğü ilkesi açısından doğrudan bir meydan okumadır. Türkiye, Filistin'in BM çatısı altında temsil edilmesinin ve uluslararası platformlarda sesini duyurmasının meşru bir hak olduğunu savunagelmiştir. Bu karar, Türkiye'nin bölgede Filistin lehine yürüttüğü diplomatik çabalara zarar verirken, ABD ile ilişkilerde yeni bir gerilim yaratabilir. Ayrıca, Türkiye'nin UCM ve UAD süreçlerine verdiği desteğin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor; zira bu tür engellemeler, Filistin'in adalet arayışını sekteye uğratmayı amaçlıyor. Türkiye, uluslararası toplumu harekete geçirerek ABD'nin bu tutumuna karşı ortak bir tepki oluşturma yoluna gidebilir.