Mart 2023'te FIFA, dikkat çekici bir hızla harekete geçti. Endonezya, siyasi muhalefet nedeniyle İsrail'in (hak ederek katılmaya hak kazandığı) takımının turnuvaya katılımına izin vermeyince, U-20 Dünya Kupası ev sahipliğini kaybetti. FIFA'nın mesajı netti: Futbolcular, siyasi çekişmelerin hedefi olmamalı. Bu karar, sporun siyasetten bağımsız olduğu idealini vurgulasa da, gerçek dünyada işler o kadar basit değil. ABD, Meksika ve Kanada'nın ortaklaşa düzenleyeceği 2026 Dünya Kupası'na ev sahipliği yaparken, Washington'ın Ortadoğu'ya yönelik kısıtlayıcı politikaları (özellikle vize ve seyahat yasakları) FIFA'nın bu evrenselci tutumuyla çelişiyor.
FIFA'nın kararı ve sporun sınırları
FIFA, Endonezya'yı U-20 Dünya Kupası'ndan çıkarmakla kalmadı, aynı zamanda bu kararın bir daha yaşanmaması için disiplin kurallarını sıkılaştırdı. Ancak eleştirmenler, FIFA'nın bu adımının aslında siyasi olduğunu savunuyor: İsrail'in dışlanması, birçok Müslüman ülkenin ve Filistin yanlısı grupların tepkisini çekmişti. Öte yandan, ABD'nin 2017'de bazı Müslüman ülkelere uyguladığı seyahat yasağı, İran, Suriye, Yemen gibi ülkelerden sporcuların ve taraftarların turnuvalara katılımını engellemişti. O dönemde FIFA'dan benzer bir müdahale gelmedi.
Bu çifte standart, spor kurumlarının siyasi baskılara karşı ne kadar tutarlı olduğu sorusunu gündeme getiriyor. 2026 Dünya Kupası'na ev sahipliği yapacak olan ABD, halen birçok Ortadoğu ülkesine vize konusunda kısıtlamalar uyguluyor. Özellikle Yemen, Suriye ve Libya gibi ülkelerden gelenlerin vize alması neredeyse imkânsız. Bu durum, FIFA'nın 'futbol herkes içindir' ilkesiyle taban tabana zıt.
Bölgesel ve küresel boyut
Ortadoğu'da spor, genellikle siyasi bir araç olarak kullanılıyor. Katar'ın 2022 Dünya Kupası, Suudi Arabistan'ın futbol yatırımları ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin spor diplomasisi, bölgenin sporu yumuşak güç olarak kullanma stratejisinin parçası. ABD'nin ise kendi iç siyasetinde spor etkinliklerini birleştirici bir unsur olarak gördüğü biliniyor. Ancak ABD'nin Ortadoğu'ya yönelik politikaları (örneğin, İran'a yaptırımlar, Filistin meselesindeki tutumu) ile sporun evrenselliği arasında denge kurması zor görünüyor.
FIFA'nın Endonezya kararı, aslında bir uyarı niteliği taşıyor: Siyasi müdahaleler, ev sahipliği hakkını kaybetmeye kadar gidebilir. ABD 2026'ya hazırlanırken, benzer bir durumla karşılaşmamak için vize politikalarını gözden geçirmek zorunda kalabilir. Aksi takdirde, sporun birleştirici gücüne inananlar için hayal kırıklığı yaratacak bir çelişki ortaya çıkar.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin spor diplomasisi ve dış politikası açısından önemli dersler içeriyor. Türkiye, hem İsrail'le ilişkilerini normalleştirmeye çalışırken hem de Filistin davasına desteğini sürdürürken, spor etkinliklerinde denge kurmak zorunda. Türkiye'nin 2032 Avrupa Şampiyonası adaylığı düşünüldüğünde, FIFA ve UEFA'nın siyasi müdahalelere karşı tutumu belirleyici olacak. Ayrıca, ABD'nin vize politikaları, Türk vatandaşlarının seyahatini de etkileyebileceğinden, Türk sporcularının ve taraftarlarının 2026 Dünya Kupası'na erişimi konusunda benzer sorunlar yaşanabilir. Türkiye, bu süreçte tarafsız ve yapıcı bir rol oynayarak hem Batı'yla ilişkilerini hem de İslam dünyasındaki konumunu güçlendirebilir.