Lübnan Sağlık Bakanlığı, İsrail'in ülkeye yönelik saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısının 3 bin 756'ya yükseldiğini duyurdu. Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, son 24 saatte 26 kişinin daha öldüğü, yaralı sayısının ise 15 bin 749'a ulaştığı belirtildi. Açıklamada, can kayıplarının çoğunun Güney Lübnan, Bekaa Vadisi ve başkent Beyrut'un güney banliyölerinde yoğunlaştığı ifade edildi. İsrail ordusunun Hizbullah hedeflerine yönelik hava saldırıları, 7 Ekim 2023'te başlayan Gazze savaşından bu yana Lübnan'da en kanlı dönemi oluşturuyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, çatışmalar nedeniyle 1,2 milyondan fazla kişi yerinden edildi. Ülke, 2019'dan bu yana süren ekonomik krizle de boğuşuyor; Lübnan lirası değer kaybederken, temel ihtiyaç maddelerine erişim giderek zorlaşıyor.
Çatışmaların Arka Planı ve Sivillerin Durumu
İsrail-Lübnan sınırındaki çatışmalar, Gazze savaşının başlamasının hemen ardından Hizbullah'ın İsrail'e roket atışlarıyla başlamıştı. 2024 yılı yaz aylarında İsrail'in Lübnan'ın güneyine kara operasyonu başlatmasıyla çatışmalar daha da şiddetlendi. Hizbullah, İsrail'in kuzeyindeki askeri üsleri ve yerleşimleri hedef alırken, İsrail ordusu Beyrut dahil Lübnan genelinde hava saldırılarını artırdı. Saldırıların büyük kısmı sivil yerleşim alanlarını vuruyor; geçtiğimiz hafta Beyrut'un merkezinde 16 katlı bir apartmana düzenlenen saldırıda en az 43 sivil ölmüştü. Sağlık Bakanlığı, ölenlerin arasında 120'den fazla çocuk ve 200'ü aşkın kadının bulunduğunu açıkladı. Birçok hastane, yoğun hasta akını ve tıbbi malzeme eksikliği nedeniyle kapasite sınırına dayanmış durumda. Dünya Sağlık Örgütü, Lübnan'daki sağlık tesislerine yönelik saldırıların savaş suçu teşkil edebileceğini belirtti.
Göç dalgası komşu ülkeleri de etkiliyor. Suriye'ye geçen Lübnanlıların sayısı 500 bini aşarken, Kıbrıs'a deniz yoluyla ulaşan mülteci sayısı da arttı. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, bölgesel insani yardım çağrısında bulundu. Lübnan hükümeti, uluslararası topluma acil müdahale çağrısı yaparak, ülkenin mevcut krizle baş edemeyeceğini vurguluyor. İsrail ise saldırıların Hizbullah'ın askeri altyapısına yönelik olduğunu savunuyor, ancak sivil kayıpların yoğunluğu uluslararası kamuoyunda tepki çekiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Lübnan'daki çatışmalar, Orta Doğu'da bölgesel bir savaşa dönüşme riskini artırıyor. İran destekli Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışma, doğrudan bir İran-İsrail gerilimine dönüşme potansiyeli taşıyor. İran Dışişleri Bakanlığı, Lübnan'a yönelik saldırıları "uluslararası barış ve güvenliğe tehdit" olarak nitelerken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hizbullah'ın kuzey İsrail'deki yerleşimlere yönelik saldırılarına karşılık vermekte kararlı olduklarını söyledi. ABD, İsrail'in yanında yer alırken, Fransa ve diğer Avrupa ülkeleri ateşkes çağrılarını yineliyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 1701 sayılı karar uyarınca taraflara sükunet çağrısında bulundu, ancak kararın uygulanmasında ciddi eksiklikler bulunuyor. Çatışmalar aynı zamanda küresel enerji piyasalarını da etkiliyor; Doğu Akdeniz'deki doğal gaz yataklarının güvenliği risk altında. Lübnan'ın ekonomik krizi derinleştikçe, bölgesel istikrarsızlığın Akdeniz havzasına yayılmasından endişe ediliyor. Bu bağlamda, NATO ve Avrupa Birliği'nin bölgeye yönelik politikaları giderek daha fazla önem kazanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan'daki gelişmeler, Türkiye'nin güney sınırlarındaki istikrarı doğrudan etkileme potansiyeline sahiptir. Türkiye, Suriye ve Irak'taki varlığıyla zaten bölgesel krizlerle mücadele ederken, İsrail-Lübnan çatışmasının tırmanması yeni bir mülteci dalgası riskini beraberinde getirebilir. Ekonomik açıdan, Doğu Akdeniz'deki enerji güvenliğinin tehdit altında olması Türkiye'nin enerji projelerini etkileyebilir. Diplomatik olarak Türkiye, Filistin davasını destekleyen geleneksel duruşuyla İsrail'i eleştirse de, bölgede tansiyonun düşürülmesi için arabuluculuk çabalarını sürdürmektedir. Dışişleri Bakanlığı, sivillerin hedef alınmasını kınarken, ateşkes çağrılarını yinelemektedir. Türkiye, BM nezdinde Lübnan'daki insani krizin hafifletilmesi için çalışmalarda bulunuyor. Bu çerçevede Ankara, diyalog kanallarını açık tutarak bölgesel güvenlik dinamiklerinde dengeleyici bir rol üstlenmeye çalışıyor.