ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Orta Doğu'daki boru hattı projelerinin Basra Körfezi'nin stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı'nı önümüzdeki iki yıl içinde 'gereksiz' hale getireceğini iddia etti. Ancak enerji uzmanları, bu öngörünün gerçekçi olmadığını, küresel petrol akışının büyük bir kısmının hâlâ bu dar su yoluna bağımlı olduğunu ve mevcut boru hattı kapasitelerinin Boğaz'ın yerini alabilecek düzeyde olmadığını belirtiyor. Bessent'in açıklamaları, küresel enerji piyasalarında tartışma yaratırken, bölgedeki jeopolitik dengeleri de yakından ilgilendiriyor.
Bessent'in İddiası ve Gerçekler
Scott Bessent, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, Orta Doğu'da inşa edilecek yeni boru hatlarının Hürmüz Boğazı'na olan bağımlılığı ortadan kaldıracağını ve bu sayede ABD'nin bölgedeki askeri varlığını azaltabileceğini savundu. Bessent, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nden Kızıldeniz'e uzanan mevcut ve planlanan boru hatlarının kapasitesinin artırılmasının, petrolün Boğaz'ı bypass ederek batıya akmasını sağlayacağını öne sürdü. Ancak enerji uzmanları, bu görüşün gerçekleri yansıtmadığını söylüyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre, dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri, yani günde yaklaşık 20 milyon varil petrol, Hürmüz Boğazı üzerinden taşınıyor. Bu miktar, toplam boru hattı kapasitesinin çok üzerinde.
Mevcut boru hatları arasında en önemlileri, Suudi Arabistan'ın doğu bölgelerini Kızıldeniz'deki Yanbu limanına bağlayan Doğu-Batı Boru Hattı (kapasitesi günde 5 milyon varil) ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin Habshan-Fujairah boru hattı (kapasitesi günde 1.8 milyon varil) bulunuyor. Bu hatların toplam kapasitesi, Hürmüz'den geçen hacmin üçte birini bile karşılamıyor. Üstelik bu hatların çoğu, Suudi Arabistan ve BAE'nin kendi üretimlerini taşımak için kullanılıyor; diğer Körfez ülkelerinin (Katar, Kuveyt, Irak) ihracatı için doğrudan bir alternatif sunmuyor. Uzmanlar, boru hattı projelerinin yıllar alacağını ve maliyetlerinin yüksek olduğunu, bu nedenle Bessent'in 'iki yıl' ifadesinin gerçekçi olmadığını vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hürmüz Boğazı, İran ile Umman arasında yer alan ve stratejik önemi nedeniyle sık sık gerilimlere sahne olan bir su yoludur. İran, geçmişte bu boğazı kapatma tehdidinde bulunmuş, bu da küresel petrol fiyatlarında ani artışlara neden olmuştur. ABD'nin bu bölgedeki askeri varlığı, boğazın güvenliğini sağlamak ve enerji akışını güvence altına almak için kritik öneme sahip. Bessent'in bu açıklaması, ABD'nin bölgeden çekilme sinyali olarak yorumlanabilir; ancak uzmanlar, boru hatlarının tek başına bu stratejik önemi ortadan kaldıramayacağını, çünkü sadece petrolü değil, aynı zamanda sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaretini de kapsadığını belirtiyor. Katar, dünyanın en büyük LNG ihracatçılarından biri olarak, bu gazı Hürmüz Boğazı üzerinden tankerlerle taşıyor; boru hatları bu ticarete alternatif oluşturmuyor.
Ayrıca, boru hatlarının güvenliği de ayrı bir sorun. Bölgedeki siyasi istikrarsızlık, terör saldırıları ve çatışmalar, boru hatlarının hedef alınması riskini artırıyor. Örneğin, Suudi Arabistan'ın petrol tesislerine 2019'da yapılan saldırılar, ülkenin petrol üretimini geçici olarak durdurmuş ve küresel piyasalarda paniğe yol açmıştı. Boru hatlarının Hürmüz'ün yerini alabilmesi için hem kapasite artışı hem de güvenlik garantileri gerekiyor; bu da uzun vadeli bir süreç.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin enerji merkezi olma hedefleri açısından önemli bir fırsat penceresi sunuyor. Hürmüz Boğazı'na alternatif güzergâhların güçlenmesi, Hazar ve Orta Doğu enerji kaynaklarının Batı'ya taşınmasında Türkiye'nin konumunu güçlendirebilir. Özellikle Trans-Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı (TANAP) ve TürkAkım gibi projeler, Türkiye'yi enerji köprüsü haline getirmiştir. Ayrıca, Irak-Türkiye Petrol Boru Hattı'nın (Kerkük-Ceyhan) kapasitesinin artırılması ve Basra Körfezi'ndeki petrolün Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşınması projeleri, bu bağlamda yeniden gündeme gelebilir. Ancak Türkiye'nin bu fırsatları değerlendirmesi için bölgesel istikrar ve enerji iş birlikleri büyük önem taşıyor. ABD'nin açıklamaları, enerji ticaretindeki jeopolitik dengelerin değişebileceğine işaret ediyor; bu da Türkiye'nin enerji politikalarını gözden geçirmesini gerektirebilir.