Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'nün (FAO) son tarım bildirgesinde yer alan toplumsal cinsiyet referansları, Trump yönetiminin itirazı üzerine metinden çıkarıldı. Söz konusu bildirge, küresel gıda sistemlerinin dönüştürülmesine yönelik kapsamlı bir yol haritası olarak kabul ediliyor. ABD'nin bu hamlesi, uluslararası toplumda geniş yankı uyandırırken, özellikle kapsayıcılık ve eşitlik ilkeleri açısından tartışmalara yol açtı.
Bildirge ve Reddin Gerekçesi
FAO'nun hazırladığı ve 2023 yılında kabul edilmesi planlanan tarım bildirgesi, dünya genelinde açlık ve yoksullukla mücadele, sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması ve kırsal kalkınmanın hızlandırılması gibi başlıkları içeriyor. Bildirgenin taslak metninde, 'cinsiyet, gençlik ve katılım konularının, dönüşümün kimseyi geride bırakmaması için hayati öneme sahip olduğu' vurgulanıyordu. Trump yönetimi, bu ifadelere itiraz ederek metinden çıkarılmasını talep etti.
ABD'nin bu tutumu, cinsiyet kavramının uluslararası belgelerde yer almasına yönelik ideolojik bir muhalefetin ürünü olarak yorumlanıyor. Yönetim, özellikle cinsiyet kimliği ve eşitlikle ilgili terimlerin kullanımına sık sık karşı çıkıyor. Bu bağlamda, bildirgedeki 'toplumsal cinsiyet' ifadelerinin tamamen kaldırılması, ABD'nin iç politikasındaki muhafazakar çizginin dış politikaya yansıması olarak görülüyor. Ancak bu durum, uluslararası mutabakatın zedelenmesine ve gelişmekte olan ülkelerin hassasiyetlerinin göz ardı edilmesine neden olabilir.
FAO yetkilileri, bildirgenin son halinin oybirliğiyle kabul edilmesi için uzun süren müzakereler yürütüldüğünü, ancak ABD'nin tutumunun süreci zorlaştırdığını belirtiyor. Bazı ülkeler, ABD'nin bu kararını insan hakları ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine bir tehdit olarak nitelendirirken, diğerleri ABD'nin iç siyasi kaygılarını anlayışla karşıladıklarını ifade ediyor.
Küresel ve Bölgesel Yansımalar
Tarım bildirgesindeki bu değişiklik, yalnızca bir belgenin içeriğini etkilemekle kalmıyor; aynı zamanda uluslararası toplumun toplumsal cinsiyet eşitliğine yaklaşımını da yeniden tartışmaya açıyor. Birleşmiş Milletler'in sürdürülebilir kalkınma hedefleri arasında yer alan toplumsal cinsiyet eşitliği hedefi, gıda güvenliği ile yakından ilişkili. Kırsal kesimdeki kadınların tarımsal üretimdeki rolleri ve karar alma süreçlerine katılımları, gıda sistemlerinin sürdürülebilirliği için kritik önem taşıyor.
BM Kadın Birimi ve diğer sivil toplum kuruluşları, ABD'nin bu kararını sert bir dille eleştirdi. Yapılan açıklamalarda, toplumsal cinsiyet ifadelerinin çıkarılmasının, kadınların tarım sektöründeki görünürlüğünü ve kaynaklara erişimini olumsuz etkileyeceği vurgulandı. Özellikle Sahra Altı Afrika, Güney Asya ve Latin Amerika'daki kırsal bölgelerde kadınların tarımsal üretimdeki payı oldukça yüksek; ancak toprak mülkiyeti, kredi ve eğitim gibi konularda erkeklerle eşit haklara sahip değiller.
Avrupa Birliği ve bazı Avrupa ülkeleri, ABD'nin bu hamlesine tepki gösterdi. Almanya ve Fransa, bildirgeden bu ifadelerin çıkarılmasının kabul edilemez olduğunu belirterek, kapsayıcılık ve eşitlik vurgusunun korunması gerektiğini savundu. Ancak uzlaşma arayışları sonucunda, bazı diplomatik kaynaklar, ABD'nin tavrının diğer ülkeler tarafından da benimsenebileceğini ve ilerleyen süreçte benzer uluslararası belgelerde bu tür ifadelerin yer almasının zorlaşabileceğine dikkat çekiyor.
Bu gelişme, küresel gıda güvenliği konusunda uluslararası işbirliğinin ne kadar kırılgan olduğunu da gözler önüne seriyor. Taraflar arasındaki ideolojik anlaşmazlıklar, krizlerle başa çıkma kapasitesini zayıflatabilir. Önümüzdeki dönemde, BM bünyesinde yapılacak toplantılarda bu tür tartışmaların daha da artması bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, küresel gıda güvenliği ve tarımsal sürdürülebilirlik konularında uluslararası işbirliğine önem veren bir ülke olarak, bu gelişmeyi yakından izliyor. Türkiye'nin özellikle gelişmekte olan ülkelerle olan ilişkilerinde tarım ve gıda konuları önemli bir yer tutuyor. Bu nedenle, BM bildirgesindeki bu değişiklik, Türkiye'nin çok taraflı diplomasi anlayışına ve kalkınma yardımlarındaki kapsayıcılık vurgusuna aykırı bir durum arz ediyor. Türkiye, kendi ulusal politikalarında toplumsal cinsiyet eşitliğini güçlendirme çabalarına devam ederken, uluslararası platformlarda da bu ilkelerin korunması yönünde yapıcı bir rol oynayabilir. Ancak Türkiye'nin bu konudaki net tutumu, ilerleyen dönemde BM organlarındaki oylama ve müzakere süreçlerinde belirleyici olabilir.