New York'ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu (BMGK) marjında kritik bir diplomatik hamle şekilleniyor. ABD'nin öncülüğünde 14 ülkenin, Latin Amerika'da faaliyet gösteren 25 suç örgütünü 'terör örgütü' olarak tanımlaması bekleniyor. Bu adım, Başkan Donald Trump'ın göç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadelede sert çizgisini uluslararası alana taşıma çabası olarak yorumlanıyor. Söz konusu ülkelerin, Washington'ın daha önce açıkladığı listeyi takip ederek ortak bir bildiri yayımlaması öngörülüyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD yönetimi, uzun süredir Latin Amerika merkezli suç çetelerini yalnızca kolluk kuvvetlerinin konusu olmaktan çıkarıp ulusal güvenlik tehdidi olarak tanımlama yönünde adımlar atıyor. Özellikle Venezuela merkezli Tren de Aragua, Meksika'daki Sinaloa ve Jalisco Yeni Nesil Karteli gibi gruplar, Trump döneminde 'Yabancı Terör Örgütü' (FTO) listesine alınmış ya da alınmaları gündeme gelmişti. Şimdi bu yaklaşımın BM çatısı altında genişletilmesi hedefleniyor. Edinilen bilgilere göre, 14 ülke ortak bir deklarasyonla 25 örgütü terör listesine ekleyecek. Bu ülkelerin çoğunun ABD'nin bölgedeki geleneksel müttefikleri olduğu ve son yıllarda artan suç ihracatından şikâyetçi olduğu belirtiliyor.
Kararın hukuki boyutu tartışmalı. Uluslararası hukukta 'terör örgütü' tanımı üzerinde uzlaşı yok; her ülke kendi listesini oluşturuyor. Dolayısıyla bu adım bağlayıcı bir BM kararından ziyade siyasi bir irade beyanı niteliğinde. Yine de böyle bir ortak bildiri, örgütlere yönelik finansal yaptırımların ve operasyonel iş birliklerinin önünü açabilir. ABD Hazine Bakanlığı'nın Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi (OFAC), daha önce bu gruplara yönelik yaptırımlar uygulamıştı; şimdi benzer adımların müttefiklerce de atılması bekleniyor.
Trump yönetiminin bu hamlesi, iç siyasette de karşılık buluyor. Göçmen karşıtı söylemini güçlendiren Trump, Latin Amerika'dan gelen suç örgütlerini 'istila' olarak nitelendiriyor ve sınır güvenliği politikasını bu tehdit üzerinden meşrulaştırıyor. Bu adım, seçim öncesi vaatlerini yerine getirme çabası olarak da okunabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Kararın bölgesel yansımaları şimdiden merak konusu. Meksika, Brezilya, Kolombiya gibi ülkeler, kendi topraklarında faaliyet gösteren kartellerin terör örgütü ilan edilmesinin egemenliklerine müdahale anlamına gelebileceğinden endişeli. Özellikle Meksika Devlet Başkanı, ABD'nin tek taraflı askeri müdahale olasılığına karşı temkinli. Öte yandan, Ekvador, Peru, Paraguay gibi suç örgütlerinden ciddi şekilde etkilenen ülkelerin bu girişimi desteklemesi bekleniyor. Bu ülkeler için terör tanımı, uluslararası iş birliği ve kaynak aktarımı açısından avantaj sağlayabilir.
BM Genel Kurulu'nda böyle bir bildirinin kabulü, küresel terörle mücadele mimarisinde de yeni bir dönemin habercisi olabilir. Şimdiye kadar terör tanımı daha çok ideolojik motivasyonlu gruplar için kullanılırken, artık organize suç örgütleri de bu kapsama alınıyor. Bu durum, gelecekte devlet dışı aktörlere yönelik askeri operasyonların hukuki zeminini genişletebilir. Ancak insan hakları örgütleri, keyfi uygulamalara ve aşırı güç kullanımına yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
Önümüzdeki günlerde açıklanması beklenen ortak bildirinin metni ve imzacı ülkelerin kesin listesi henüz netleşmedi. Diplomatik kaynaklar, müzakerelerin devam ettiğini ve bazı ülkelerin çekincelerini dile getirdiğini aktarıyor. Yine de ABD'nin bu konudaki kararlılığı, müttefikler üzerindeki etkisini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Latin Amerika'daki kartellerin terör örgütü ilan edilmesi, doğrudan Türkiye'yi bağlamasa da küresel terör tanımının genişlemesi açısından dikkatle izlenmeli. Türkiye, PKK/YPG gibi yapıları terör örgütü olarak tanımlarken Batılı müttefiklerinden yeterli desteği görememekten şikâyetçi. ABD'nin suç örgütlerini terör listesine alma hamlesi, Ankara'nın yıllardır savunduğu 'terörün her türüyle mücadele' tezini güçlendirebilir. Ayrıca, bu tür tanımlamaların uluslararası alanda siyasi bir araç haline gelmesi, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki operasyonlarına meşruiyet kazandırma çabalarına dolaylı katkı sağlayabilir. Ancak çifte standart riski de mevcut: Batı, kendi tanımladığı örgütlere karşı sertleşirken, Türkiye'nin hedef aldığı gruplara karşı esnek davranabiliyor. Bu nedenle Türkiye, gelişmeyi yakından takip edip, terörle mücadelede uluslararası iş birliğinin kendi güvenlik önceliklerini de kapsaması için diplomatik girişimlerini sürdürmeli.