Eski ABD Başkanı Donald Trump, Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) üyelerine derhal istifa çağrısında bulundu. Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı açıklamada, ICC'nin İsrail'e yönelik tutumunu eleştirerek, mahkemenin meşruiyetini kaybettiğini öne sürdü. Bu çağrı, ICC'nin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında savaş suçu iddialarıyla soruşturma başlatmasının ardından geldi. Trump'ın açıklaması, uluslararası hukuk ve adalet mekanizmalarına yönelik ABD'nin tutumunu yeniden gündeme taşıdı.
Gelişmenin arka planı
Uluslararası Ceza Mahkemesi, 2002 yılında Roma Statüsü ile kurulmuş, savaş suçları, soykırım ve insanlığa karşı suçları yargılamakla görevli bağımsız bir uluslararası mahkemedir. ABD, mahkemeye taraf olmasa da, ICC'nin İsrail'e yönelik olası soruşturmaları Washington'da endişe yaratmıştı. Trump, başkanlığı döneminde ICC yetkililerine yaptırım uygulamış, mahkemeyi siyasi bir araç olarak nitelendirmişti. Son açıklamasında Trump, "ICC'nin İsrail'e karşı önyargılı davrandığını ve adaleti siyasallaştırdığını" savundu. Ayrıca, "Bu mahkeme, gerçek suçluları değil, müttefiklerimizi hedef alıyor" ifadelerini kullandı. Trump'ın çağrısı, özellikle Cumhuriyetçi Parti içindeki İsrail yanlısı kanadı harekete geçirmeyi amaçlıyor.
ICC'nin İsrail soruşturması, 2021'de Filistin topraklarında işlenen suçlara dair ön inceleme başlatmasıyla başladı. 2023'te ise Netanyahu ve Gallant hakkında tutuklama emri çıkarılması gündeme geldi. İsrail, ICC'nin yargı yetkisini tanımadığını açıklamış, ABD de İsrail'i desteklemişti. Trump'ın son çağrısı, muhtemelen 2024 başkanlık seçimleri öncesinde İsrail yanlısı seçmen tabanına mesaj niteliği taşıyor. Ancak bu çağrı, uluslararası hukuk uzmanları arasında ICC'nin bağımsızlığına müdahale olarak yorumlandı.
Bölgesel veya küresel boyut
Trump'ın ICC'ye yönelik eleştirileri, ABD'nin uluslararası kurumlara karşı takındığı şüpheci tavrın bir devamı niteliğinde. Daha önce de Paris İklim Anlaşması'ndan çekilme, Dünya Sağlık Örgütü'ne baskı gibi adımlarla çok taraflılıktan uzaklaşan Trump, ICC'yi de hedef alarak "Amerika Birinci" politikasını sürdürüyor. Bu gelişme, Avrupa Birliği ve diğer ICC üyesi ülkelerde rahatsızlık yaratabilir. Özellikle Fransa, Almanya gibi ülkeler, mahkemenin bağımsızlığını vurgulayarak Trump'a karşı çıkabilir. Öte yandan, İsrail yanlısı lobiler, Trump'ın çağrısını memnuniyetle karşılayabilir. ICC'nin meşruiyeti, büyük güçlerin desteğine bağlı olduğundan, ABD'nin açık muhalefeti mahkemenin etkinliğini zayıflatabilir.
Küresel düzeyde ise, Trump'ın çağrısı, uluslararası adaletin siyasi baskılardan ne kadar etkilendiği tartışmasını alevlendirecek. ICC, halihazırda Rusya-Ukrayna savaşı, Sudan'daki iç savaş gibi konularda soruşturmalar yürütüyor. ABD'nin ICC'ye yönelik tutumu, bu soruşturmaların seyrini de etkileyebilir. Ayrıca, Trump'ın çağrısı, diğer otoriter rejimlere de cesaret verebilir; zira bu tür liderler, ICC'yi gayrimeşru göstererek kendi suçlarından kaçma stratejisi izleyebilir. Uluslararası hukuk camiası, bu gelişmeyi endişeyle izliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne taraf değil ancak Roma Statüsü'nü imzalamış, onaylamamıştır. Trump'ın ICC'ye yönelik çağrısı, Türkiye'nin uluslararası adalet mekanizmalarına bakışını doğrudan etkilemez; zira Türkiye, ICC'nin İsrail soruşturmasını destekler nitelikte açıklamalar yapmıştı. Ancak ABD'nin ICC'yi zayıflatma çabaları, Türkiye'nin de aralarında bulunduğu pek çok ülkenin çok taraflı kurumlara olan güvenini sarsabilir. Türkiye, İsrail-Filistin meselesinde adaletin sağlanması için ICC'nin önemli bir araç olduğunu savunuyor. Trump'ın çağrısı, Ankara'nın uluslararası hukukta güçlü bir ICC arzusuyla çelişiyor. Bölgesel istikrar açısından, ICC'nin zayıflaması, Orta Doğu'da hesap verebilirliği azaltarak Türkiye'nin güvenlik endişelerini artırabilir.