Trump yönetimi, Birleşmiş Milletler'de (BM) 'ifade özgürlüğü'nü korumayı amaçlayan ancak Avrupa Birliği'nin (AB) dijital platformlara yönelik düzenlemelerini hedef alan bir bildirge hazırlığında. Beyaz Saray ve Cumhuriyetçi Parti müttefikleri, uzun süredir AB'nin çevrimiçi platformlara getirdiği kuralları sansür olarak eleştiriyor. Şimdi bu eleştirileri uluslararası bir belgeye dönüştürerek küresel destek arayışına girdiler.
Bildirgenin arka planı ve hedefi
ABD yönetimi, özellikle Dijital Hizmetler Yasası (DSA) ve Dijital Piyasalar Yasası (DMA) gibi AB düzenlemelerinin, Amerikan teknoloji şirketlerinin iş modellerini olumsuz etkilediğini savunuyor. Washington, bu düzenlemelerin ifade özgürlüğünü kısıtladığı ve aşırı düzenleyici bir ortam yarattığı görüşünde. BM nezdinde hazırlanacak bildirge, bu eleştirileri uluslararası toplum nezdinde resmileştirmeyi amaçlıyor.
Beyaz Saray yetkilileri, bildirgenin 'çevrimiçi ifade özgürlüğünü küresel ölçekte korumayı' hedeflediğini belirtirken, Avrupalı diplomatlar bu girişimi 'AB'nin egemen düzenleme yetkisine doğrudan bir müdahale' olarak nitelendiriyor. AB Komisyonu, DSA'nın nefret söylemi ve dezenformasyonla mücadelede kritik bir araç olduğunu vurgularken, ABD'nin bu girişiminin küresel internet yönetişiminde yeni bir gerilim hattı oluşturduğu değerlendiriliyor.
Bildirgenin BM Genel Kurulu'nda sunulması ve mümkün olduğunca çok ülkenin imzasını alması hedefleniyor. Ancak analistler, ABD'nin bu girişiminin AB üyesi ülkeler ve Çin gibi diğer büyük güçlerle gerilimi artırabileceğine dikkat çekiyor. Özellikle Çin, kendi internet sansürü politikaları nedeniyle ifade özgürlüğü söylemlerine şüpheyle yaklaşırken, bu bildirgenin Çin tarafından desteklenmesi pek olası görünmüyor.
Küresel ve bölgesel boyut
Bu girişim, teknoloji şirketlerinin düzenlenmesi konusunda Atlantik ötesinde derin bir ayrışmayı gözler önüne seriyor. AB, son yıllarda Amerikan teknoloji devlerine karşı daha sıkı düzenlemeler getirirken; Trump yönetimi, bu düzenlemeleri 'Amerikan şirketlerine karşı bir saldırı' olarak görüyor. Bildirge, sadece AB'yi değil, aynı zamanda Birleşik Krallık, Hindistan ve Brezilya gibi dijital düzenleme çalışmaları yürüten diğer ülkeleri de hedef alıyor.
Uzmanlar, bu bildirgenin küresel internet yönetişiminde bir dönüm noktası olabileceğini belirtiyor. Eğer kabul edilirse, BM bünyesinde ilk kez bir ülke grubu, bir başka ülkenin dijital düzenlemelerini açıkça 'ifade özgürlüğü ihlali' olarak nitelendirecek. Bu durum, uluslararası hukukta emsal teşkil edebilir ve diğer ülkelerin dijital düzenleme çabalarını da etkileyebilir.
Öte yandan, ABD'nin bu girişimi, kendi içinde de tartışmalara yol açıyor. Demokratlar ve sivil toplum kuruluşları, Trump yönetiminin asıl amacının ifade özgürlüğünü korumak değil, büyük teknoloji şirketlerinin çıkarlarını gözetmek olduğunu iddia ediyor. Özellikle, Trump'ın kendi sosyal medya platformlarında yalan haber ve nefret söylemiyle mücadelede yetersiz kaldığı eleştirileri hatırlatılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, bu tartışmada hassas bir denge noktasında bulunuyor. Bir yandan AB ile gümrük birliği ve müzakere süreci çerçevesinde uyum yükümlülükleri bulunurken, diğer yandan ABD ile stratejik ortaklık ilişkilerini sürdürüyor. Türkiye'nin kendi dijital düzenleme çalışmaları, özellikle sosyal medya yasası gibi adımlar, ABD'nin 'ifade özgürlüğü' söylemiyle çelişebilir. Ancak Ankara, AB'nin DSA gibi düzenlemelerini de yakından takip ediyor. Türkiye, BM'de bu bildirgeye nasıl bir tavır alacağı konusunda dış politika önceliklerini ve iç siyasi dengeleri göz önünde bulundurmak zorunda. Bu gelişme, Türkiye'nin dijital egemenlik tartışmalarındaki pozisyonunu da yeniden değerlendirmesine neden olabilir.