Avrupa Birliği’ne üye tüm ülkeler, Ukrayna ve Moldova ile katılım müzakerelerinin ilk faslının açılmasına yeşil ışık yaktı. Ukrayna Başbakanı Yulia Svıridenko, 4 Haziran sabahı yaptığı açıklamada, Brüksel’deki büyükelçiler düzeyinde alınan kararın oybirliğiyle çıktığını belirtti. Bu adım, iki ülkenin AB’ye tam üyelik sürecinde ‘temel ilkeler’ başlıklı ilk dosya grubunun resmen ele alınmasının önünü açıyor. Karar, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşının devam ettiği bir dönemde Kiev’e siyasi bir destek mesajı olarak yorumlanıyor.
Müzakere sürecinin ilk aşaması
AB Konseyi, Ukrayna ve Moldova’nın üyelik başvurularını Haziran 2022’de kabul etmiş, Aralık 2023’te ise müzakerelerin resmen başlatılmasına karar vermişti. Ancak ‘ilk fasıl’ olarak adlandırılan müzakere çerçevesinin kabulü, üyelik yolunda teknik ve siyasi eşiği aşmak anlamına geliyor. Bu fasıl; hukukun üstünlüğü, yargı reformu, temel haklar, kamu yönetimi ve ekonomik kriterler gibi temel konuları kapsıyor. Üye ülkelerin büyükelçileri tarafından onaylanan belge, önümüzdeki haftalarda AB liderler zirvesinde resmen imzalanacak. Svıridenko, kararın ardından yaptığı yazılı açıklamada, “Bu tarihi bir an. Ukrayna’nın Avrupa’ya aidiyeti artık sorgulanamaz” ifadelerini kullandı.
Bölgesel ve küresel boyut
AB’nin Ukrayna ve Moldova’yı üyelik sürecine dahil etme kararı, Rusya’nın Doğu Avrupa’daki etkisini sınırlandırmaya yönelik stratejisinin bir parçası olarak görülüyor. Özellikle Ukrayna’nın savaş ortamında reformları sürdürebilmesi, Brüksel’in kararlılığını test ediyor. Moldova ise Transdinyester sorunu ve Rusya’nın enerji bağımlılığı nedeniyle daha kırılgan bir konumda. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, kararı “Avrupa’nın demokrasi ve istikrar yatırımı” olarak nitelendirdi. Uzmanlar, bu adımın Balkan ülkeleri ve Gürcistan gibi diğer adaylar üzerinde de teşvik edici bir etki yaratabileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, uzun yıllardır AB üyelik müzakerelerini sürdüren bir aday ülke olarak Ukrayna ve Moldova’nın hızlandırılmış sürecini yakından izliyor. Bu gelişme, AB’nin genişleme politikasında jeopolitik önceliklerin ağır bastığını gösteriyor. Türkiye’nin katılım müzakerelerinde özellikle Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin vetosu ve Kıbrıs sorunu gibi siyasi engellerle karşılaştığı düşünüldüğünde, savaş koşullarındaki bir ülkenin müzakere fasıllarını açabilmesi, üyelik sürecinde çifte standart tartışmalarını yeniden gündeme getirebilir. Öte yandan, AB’nin Doğu Avrupa’ya yönelik bu açılımı, Türkiye’nin bölgesel ağırlığını ve stratejik konumunu dolaylı olarak etkileyebilir.