Avrupa Birliği (AB), Ukrayna ile üyelik müzakerelerine 25 Haziran Pazartesi günü yeniden başlayacağını resmen duyurdu. Bu karar, Macaristan’ın daha önce eski Rusya yanlısı Başbakan Viktor Orbán tarafından getirilen vetoyu kaldırmasının ardından geldi. Blok, Ukrayna’nın AB’ye entegrasyon sürecinde önemli bir dönüm noktası olan bu adımla, Kiev yönetiminin reform çabalarını desteklemeyi hedefliyor. Müzakerelerin başlaması, Ukrayna’nın savaş koşullarına rağmen AB standartlarına uyum sağlama kararlılığını da ortaya koyuyor.
Macaristan vetosunun kalkması ve sürecin arka planı
Macaristan, Ukrayna’nın AB üyelik müzakerelerine başlamasını uzun süre engellemişti. Viktor Orbán yönetimi, Kiev’in Macar azınlığın haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle veto hakkını kullanmıştı. Ancak 2022’de Orbán’ın yerine gelen daha liberal hükümet, AB ile uyum politikasını değiştirdi ve Ukrayna’ya yönelik desteğini artırdı. Brüksel’deki diplomatik kaynaklar, Macaristan’ın vetoyu kaldırmasının ardından AB Komisyonu’nun Ukrayna’nın reform sürecini değerlendirdiğini ve müzakereleri başlatmak için yeşil ışık yaktığını belirtti. Ukrayna, Rusya’nın işgalinden bu yana AB’ye üyelik başvurusunda bulunmuş ve 2023’te aday ülke statüsü kazanmıştı. Ancak müzakerelerin fiilen başlaması, üyelik yolunda atılan en somut adım olarak görülüyor.
AB yetkilileri, Ukrayna’nın hukukun üstünlüğü, yolsuzlukla mücadele ve kamu yönetimi reformları konusunda kaydettiği ilerlemeyi memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti. Özellikle Ukrayna parlamentosunun, yargı bağımsızlığını güçlendiren ve oligarkların etkisini azaltan yasaları kabul etmesi, müzakerelerin önünü açtı. Bununla birlikte, AB’nin genişleme sürecinin uzun ve karmaşık olduğu, Ukrayna’nın bu yolda daha birçok reform yapması gerektiği de vurgulanıyor. Müzakerelerin ilk aşamasında, AB müktesebatının 35 faslından ilk birkaçı ele alınacak.
Bölgesel ve küresel boyut: AB’nin genişleme stratejisi ve Rusya faktörü
AB’nin Ukrayna ile müzakerelere başlaması, sadece ikili ilişkiler açısından değil, bölgesel jeopolitik dengeler açısından da büyük önem taşıyor. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşı devam ederken, AB’nin Kiev’e verdiği siyasi destek, Moskova’ya karşı Batı’nın kararlılığını gösteriyor. Ukrayna’nın AB üyeliği, Rusya’nın etki alanını daraltacak ve Doğu Avrupa’daki güç dengesini değiştirecek potansiyele sahip. Öte yandan, AB’nin genişleme politikası uzun süredir duraklamışken, Ukrayna’nın adaylığı bu sürece yeniden ivme kazandırdı. Batı Balkan ülkeleri de bu gelişmeyi yakından takip ediyor; çünkü AB’nin Ukrayna’ya öncelik vermesi, onların üyelik sürecini olumsuz etkileyebilir.
AB içinde de Ukrayna’nın üyeliğine yönelik farklı görüşler bulunuyor. Bazı üye ülkeler, savaş halindeki bir ülkeyi birliğe kabul etmenin risklerine dikkat çekerken, diğerleri bunun AB’nin stratejik otonomisini güçlendireceğini savunuyor. Ekonomik boyutta ise Ukrayna’nın tarım sektörü ve düşük işçilik maliyetleri, bazı AB üyelerinde rekabet endişesi yaratıyor. Ancak AB Komisyonu, sürecin kontrollü ilerleyeceğini ve Ukrayna’nın gerekli kriterleri tam olarak karşılaması gerektiğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Ukrayna ile stratejik ortaklık ilişkisi yürütürken, AB’nin Kiev’e yönelik bu adımı Ankara’nın da kendi AB üyelik sürecini canlandırma çabaları açısından önemli bir referans oluşturuyor. Türkiye, uzun yıllardır AB’ye aday ülke statüsünde olmasına rağmen müzakerelerin tıkanmasından rahatsızlık duyuyor. Ukrayna’nın savaş koşullarında bile üyelik müzakerelerine başlaması, Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde yeni bir perspektif arayışını güçlendirebilir. Öte yandan, AB’nin genişleme sürecinde Doğu Avrupa’ya ağırlık vermesi, Türkiye’nin üyelik başvurusunun arka planda kalmasına yol açabilir. Ankara, bu gelişmeyi AB’nin stratejik önceliklerinin değiştiği şeklinde yorumlayarak kendi konumunu yeniden değerlendirebilir.