İsviçre’de düzenlenen referandumda, ülke nüfusunun 10 milyon kişiyle sınırlandırılmasını öngören anayasa değişikliği teklifi, seçmenler tarafından dar bir farkla reddedildi. Resmi sonuçlara göre, katılımcıların yüzde 55’i “hayır” oyu kullanırken, yüzde 45’i “evet” dedi. Sağ popülist İsviçre Halk Partisi’nin (SVP) öncülüğünde hazırlanan teklif, ülkenin artan göç dalgası karşısında doğal kaynakların, altyapının ve yaşam kalitesinin korunması gerektiği argümanına dayanıyordu.
Gelişmenin arka planı
İsviçre, yaklaşık 8,7 milyonluk nüfusuyla Avrupa’nın en yoğun göç alan ülkelerinden biri. Özellikle Avrupa Birliği ülkelerinden gelen iş gücü, nüfus artışında belirleyici rol oynuyor. SVP’nin 2014’te kabul ettirdiği “göç kontrolleri” referandumunun ardından, parti bu kez daha sert bir önlemle nüfus artışını durdurmayı hedefledi. Teklif, anayasaya “İsviçre’nin kalıcı yerleşik nüfusu 10 milyonu aşamaz” ibaresinin eklenmesini öngörüyordu. Parti, kampanya boyunca artan kira fiyatları, trafik sıkışıklığı ve sağlık hizmetlerindeki yük gibi sorunlara dikkat çekerek, sınırsız göçün ülkeyi “boğduğunu” savundu. Ancak hükümet ve iş dünyası temsilcileri, böyle bir sınırlamanın ekonomik büyümeyi sekteye uğratacağını, iş gücü açığı yaratacağını ve uluslararası anlaşmalarla çelişeceğini belirtti. Özellikle AB ile imzalanan kişilerin serbest dolaşımı anlaşması, bu tür bir kısıtlamayı fiilen imkânsız kılıyor. Ülkenin önde gelen ekonomik araştırma enstitüleri, 10 milyon sınırının uygulanması durumunda GSYİH’nin yüzde 7 ila 12 arasında daralabileceği uyarısında bulundu.
Bölgesel veya küresel boyut
İsviçre’deki bu referandum, yalnızca ülke içinde değil, tüm Avrupa’da yankı uyandırdı. Avrupa’da yükselen popülist ve göçmen karşıtı hareketler, İsviçre örneğini kendi kampanyalarında kullanma potansiyeli taşıyor. Benzer girişimlerin Almanya, Fransa ve İtalya’da da gündeme gelmesi bekleniyor. Öte yandan, İsviçre’nin AB ile olan ikili ilişkileri bu tür girişimler nedeniyle zaman zaman gerilmiş durumda. Serbest dolaşım ilkesini ihlal edebilecek herhangi bir adım, Brüksel ile ilişkilerde krize yol açabilir. Göçmen hakları örgütleri ise sınırlamanın ayrımcı ve insan haklarına aykırı olduğunu vurguluyor. İsviçre’nin küresel bir finans merkezi ve uluslararası örgütlere ev sahipliği yapan bir ülke olarak, bu tür bir adımın ülkenin uluslararası imajına zarar vereceği de belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsviçre’deki bu gelişmeyi Avrupa’daki göç ve nüfus politikalarının seyri açısından yakından izlemelidir. Referandumun reddi, göçmen karşıtı söylemlerin her zaman oy karşılığı bulmadığını gösterse de, SVP’nin yüzde 45 gibi yüksek bir “evet” oyu alması, toplumda bu yönde güçlü bir taban olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’den İsviçre’ye göç eden yaklaşık 100 bin kişilik Türk toplumu, bu tür girişimlerden doğrudan etkilenebilir. Ayrıca, Avrupa genelinde yükselen göç karşıtlığı, Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde ve vize serbestisi müzakerelerinde ek bir zorluk oluşturabilir. Öte yandan, İsviçre’nin Türkiye ile ekonomik ilişkileri sınırlı olsa da, iki ülke arasındaki ticaret ve yatırım akışının bu tür politik kararlardan olumsuz etkilenmemesi için Ankara’nın diplomatik temaslarını sürdürmesi önemlidir.