Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, pazar günü yaptığı açıklamada, Yemen'deki Husilerin Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da bulunan Kral Halid Uluslararası Havalimanı'na düzenlediği saldırının "tehlikeli bir tırmanma" olduğu uyarısında bulundu. Von der Leyen, saldırıyı tesisin bugüne kadar maruz kaldığı en ölümcül saldırı olarak nitelendirdi. Anadolu Ajansı'nın aktardığına göre, AB yetkilisi, "Şu ana kadarki en ölümcül Husi saldırısı..." ifadelerini kullanarak endişesini dile getirdi.
Saldırının arka planı ve sonuçları
Husilerin Riyad Havalimanı'na yönelik saldırısı, Yemen'deki iç savaşın bölgesel güvenliği nasıl tehdit ettiğini bir kez daha gözler önüne serdi. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun 2015'ten bu yana Yemen'deki Husi hedeflerine yönelik operasyonları sürerken, Husiler de Suudi topraklarına yönelik füze ve insansız hava aracı saldırılarını artırmış durumda. Riyad Havalimanı'na düzenlenen bu son saldırı, sivil havacılık altyapısını hedef alması nedeniyle bölgesel ve uluslararası alanda büyük yankı uyandırdı. Saldırıda can kaybı ve yaralanmalar meydana geldiği bildirilirken, Suudi yetkililer havalimanındaki hasarın boyutuna ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmadı. Uluslararası toplum, saldırıyı kınayarak taraflara itidal çağrısında bulundu.
Von der Leyen'in açıklaması, AB'nin Yemen krizine ve Husilerin artan saldırı kapasitesine yönelik tutumunu yansıtması bakımından önem taşıyor. AB, daha önce de Husilerin Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırılarını kınamış ve bölgede deniz güvenliğinin sağlanması için çeşitli girişimlerde bulunmuştu. Ancak bu son saldırı, Husilerin sadece denizde değil, havada da önemli bir tehdit oluşturduğunu gösteriyor. Uzmanlar, saldırının Suudi Arabistan'ın savunma sistemlerindeki zafiyetleri ortaya koyabileceğini ve bölgesel bir silahlanma yarışını tetikleyebileceğini belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Riyad Havalimanı'na yapılan saldırı, Yemen savaşının sadece Yemen halkı için değil, tüm bölge için ciddi bir istikrarsızlık kaynağı olduğunu gösteriyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer Körfez ülkeleri, Husilerin İran tarafından desteklendiğini ve bu saldırıların İran'ın bölgedeki yayılmacı politikalarının bir parçası olduğunu savunuyor. İran ise Husilere verdiği desteği inkâr etmese de saldırıların Yemen'in meşru müdafaası olduğunu öne sürüyor. Bu karşılıklı suçlamalar, bölgede Sünni-Şii ekseninde derinleşen bir çatışma dinamığini gözler önüne seriyor.
Uluslararası toplum, saldırının ardından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ni acil toplantıya çağırma çağrıları yapıyor. ABD, İngiltere ve Fransa gibi ülkeler, Husilerin saldırılarının uluslararası barış ve güvenliği tehdit ettiğini belirterek, İran'a Husiler üzerindeki etkisini kullanma çağrısında bulunabilir. Öte yandan, saldırının petrol fiyatları üzerinde de etkili olabileceği, Kızıldeniz'deki güvenlik endişelerinin küresel ticareti olumsuz etkileyebileceği değerlendiriliyor. Uzmanlar, Husilerin elindeki insansız hava araçları ve füzelerin menzilinin artmasının, Suudi Arabistan'ın yanı sıra BAE ve Katar gibi Körfez ülkeleri için de tehdit oluşturduğuna dikkat çekiyor.
AB'nin açıklaması, Batı'nın Yemen krizine yönelik tutumunda bir sertleşme sinyali olarak yorumlanabilir. Von der Leyen'in "tehlikeli tırmanma" ifadesi, AB'nin önümüzdeki dönemde Husilere yönelik yaptırımları artırabileceği ve bölgedeki müttefikleriyle güvenlik işbirliğini derinleştirebileceği anlamına geliyor. Ancak AB'nin bu konuda ne kadar etkili olabileceği, üye ülkeler arasındaki görüş ayrılıkları ve ABD'nin bölgedeki askeri varlığına bağlı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen krizinde taraf olmaktan kaçınsa da Riyad Havalimanı'na yapılan saldırı, Türk dış politikası ve güvenliği açısından dolaylı sonuçlar doğurabilir. Türkiye, Suudi Arabistan ile son dönemde ilişkilerini normalleştirme sürecindedir ve bölgedeki istikrarsızlık bu süreci olumsuz etkileyebilir. Ayrıca Husilerin artan saldırı kapasitesi, Kızıldeniz'deki ticaret yollarının güvenliğini tehdit ederek Türkiye'nin ihracat ve enerji tedarikinde aksamalara yol açabilir. Türkiye'nin bölgede arabuluculuk rolü üstlenme potansiyeli göz önüne alındığında, bu tür saldırılar Ankara'nın diplomatik girişimlerini zorlaştırabilir. Öte yandan Türkiye, savunma sanayii ürünleriyle Körfez ülkelerine destek sunarak bölgesel güvenlikte etkinliğini artırabilir.