Avrupa Birliği, 2026 yılında iklim politikalarının en sıcak çatışmalarından birine sahne olmaya hazırlanıyor. Brüksel, karbon piyasasında köklü değişiklikler yaparak sanayi kuruluşlarına daha uzun süre ve daha yüksek oranda kirlilik izni vermeyi planlıyor. Emisyon Ticaret Sistemi’nde (ETS) öngörülen bu revizyon, AB’nin 2050 yılına kadar karbon nötr olma hedefiyle çelişkili bir adım olarak değerlendiriliyor. Avrupa Parlamentosu ve üye ülkeler, bu düzenlemeye karşı sert bir mücadele başlatmaya hazırlanıyor.
Karbon Piyasasında Yeni Dönem: Sanayiye Nefes Aldırma mı?
AB Komisyonu, sanayinin uluslararası rekabet gücünü korumak amacıyla ETS kapsamında bazı sektörlere ücretsiz karbon izni dağıtımını 2034 yılına kadar uzatmayı teklif ediyor. Mevcut sistemde 2026’da sona ermesi planlanan bu izinlerin, özellikle çimento, çelik, alüminyum ve gübre gibi enerji yoğun sektörlerdeki şirketlere ek süre tanıması bekleniyor. Ayrıca, karbon fiyatının ton başına 100 avronun üzerine çıktığı bir dönemde, izinlerin arzını kısıtlama yerine geçici olarak artırma yönünde bir eğilim var.
Komisyon yetkilileri, bu adımın “yeşil dönüşümü yavaşlatmak değil, Avrupa sanayisini karbon kaçağı riskine karşı korumak” olduğunu savunuyor. Karbon kaçağı, firmaların katı AB kurallarından kaçmak için üretimi karbon vergisi olmayan ülkelere kaydırması anlamına geliyor. Ancak çevre örgütleri ve bazı parlamenterler, bu düzenlemenin iklim hedeflerine ihanet olduğunu, 2030’a kadar emisyonları %55 azaltma taahhüdünü zora soktuğunu belirtiyor.
Avrupa Parlamentosu’nun Çevre Komisyonu, konuyu acil gündemine aldı. Yeşil Parti milletvekilleri, “Avrupa’nın iklim liderliğini kaybetme pahasına sanayiye ayrıcalık tanımak kabul edilemez” diyerek Komisyon’a karşı yasal girişimlerde bulunacaklarını açıkladı. Almanya ve Fransa gibi sanayi ağırlıklı ülkeler ise Komisyon’u desteklerken, İskandinav ülkeleri ve Hollanda daha sıkı kurallardan yana tavır alıyor.
Küresel Rekabet ve İklim Krizi Kıskacında AB
AB’nin bu hamlesi, küresel karbon fiyatlandırmasının geleceği açısından da kritik. Çin’in kendi emisyon ticaret sistemini genişlettiği, ABD’nin ise Inflation Reduction Act ile yeşil sübvansiyonları artırdığı bir dönemde, AB sanayisi çifte baskı altında. Bir yandan enerji maliyetleri yükselirken, diğer yandan ABD ve Asya’daki rakiplerine kıyasla daha sıkı çevre düzenlemeleriyle karşı karşıya. Bu nedenle Brüksel, “pragmatik bir geçiş” olarak nitelediği politikada, karbon sınır düzenleme mekanizması (CBAM) gibi araçlarla ithalattan da karbon vergisi almayı devreye sokmayı planlıyor.
Ancak iklim aktivistleri, bu stratejinin sadece kirliliği başka bölgelere kaydıracağını ve küresel emisyonları azaltmayacağını savunuyor. Ayrıca, 2026 yılı aynı zamanda AB’nin Paris İklim Anlaşması kapsamında güncellenmiş ulusal katkı beyanını sunması gereken yıl. Bu tarihsel uyumsuzluk, AB’nin küresel iklim müzakerelerindeki kredibilitesini zedeleyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB’nin karbon piyasasında frene basması, Türkiye için hem risk hem de fırsat barındırıyor. Türkiye, AB’nin en büyük ticaret ortaklarından biri olarak, CBAM kapsamında ihraç ettiği çelik, çimento ve alüminyum gibi ürünlerden karbon vergisi ödemekle karşı karşıya. Eğer AB kendi sanayisine geçici muafiyet tanırsa, Türk ihracatçıları haksız rekabete uğrayabilir ve Türkiye’nin karbon yoğun sektörlerinde dönüşüm hızlanmak zorunda kalabilir. Öte yandan, AB’nin yeşil dönüşümü yavaşlatması, Türkiye’nin kendi emisyon ticaret sistemini kurma ve AB standartlarına uyum sağlama baskısını bir süreliğine azaltabilir. Ancak uzun vadede, Türkiye’nin AB Yeşil Mutabakatı’na uyum sağlamaması durumunda ticari maliyetlerin artacağı açık. Bu nedenle Ankara’nın, karbon fiyatlandırmasında kendi yol haritasını netleştirmesi ve sanayisini dönüşüme hazırlaması kritik önemde.