Avrupa Birliği, kamu ihalelerini yeni sanayi politikasının merkezine yerleştirmeye hazırlanıyor. Brüksel'in hazırladığı yeni düzenleme, kamu kurumlarına kalite standartlarını daha net belirleme ve gerekli gördükleri durumlarda yabancı tedarikçileri dışlama yetkisi tanıyor. Böylece AB, stratejik sektörlerde Avrupalı üreticilere avantaj sağlamayı hedefliyor.
Yeni Düzenlemenin Arka Planı
Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan ve önümüzdeki aylarda yasama sürecine sunulması beklenen yeni kamu ihale kuralları, AB'nin son yıllarda giderek belirginleşen sanayi politikası stratejisinin bir parçası. Kovid-19 salgını sonrasında tedarik zincirlerinde yaşanan sıkıntılar ve Rusya-Ukrayna savaşının enerji ile hammaddelerde yarattığı kırılganlıklar, Brüksel'i stratejik özerklik arayışına itti.
Yeni kurallar kapsamında, kamu ihalelerinde kalite ve sürdürülebilirlik kriterleri daha ayrıntılı şekilde tanımlanacak. İdareler, sadece en düşük fiyatı değil; çevresel etki, yerel istihdam katkısı, üretim süreçlerinde adil rekabet koşulları gibi unsurları da değerlendirebilecek. Ayrıca, ihaleye katılan yabancı firmaların kendi ülkelerinde AB şirketlerine karşı ayrımcılık yapıp yapmadığı da göz önünde bulundurulacak. Bu, karşılıklılık ilkesine dayalı bir yaklaşım olarak yorumlanıyor.
Düzenlemenin en tartışmalı yönü ise kamu kurumlarına "güvenlik ve kamu yararı" gerekçesiyle belirli yabancı tedarikçileri ihale dışı bırakma yetkisi vermesi. AB yetkilileri, bunun bir korumacılık önlemi olmadığını, aksine adil rekabeti tesis etmeyi amaçladığını savunuyor. Ancak eleştirmenler, bunun Dünya Ticaret Örgütü kurallarıyla çelişebileceği uyarısında bulunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
AB'nin kamu ihale kurallarını sıkılaştırması, küresel ticaret dengeleri açısından geniş yankı uyandırabilir. AB, dünyanın en büyük kamu alım pazarına sahip; yıllık kamu ihale hacmi 2 trilyon avroyu aşıyor. Bu devasa pazarın kurallarının değişmesi, başta Çin, ABD ve Japonya olmak üzere birçok ülkenin şirketlerini doğrudan etkileyecek.
Çin, son yıllarda AB kamu ihalelerinde özellikle yeşil enerji, demiryolu ve telekomünikasyon alanlarında artan bir pay elde etmişti. Yeni düzenleme, bu genişlemeyi sınırlayabilir. ABD ise kendi "Inflation Reduction Act" (Enflasyonu Düşürme Yasası) ile benzer şekilde yerli üretimi teşvik ederken, transatlantik ilişkilerde zaman zaman gerginlik yaratmıştı. AB'nin attığı adım, bir anlamda bu politikaya paralel bir hamle olarak görülüyor.
Dünya Ticaret Örgütü nezdinde ise konu hassas. WTO'nun kamu alımları anlaşması (GPA), üye ülkeler arasında ayrımcılık yasağını içeriyor. AB, yeni düzenlemenin GPA'ya uygun olduğunu savunsa da, bazı hukukçular metnin muğlak ifadelerle dolu olduğunu ve ileride ihtilaflara yol açabileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB'nin kamu ihalelerinde yabancı tedarikçileri dışlama yetkisi getirmesi, Türk şirketleri için önemli bir risk ve fırsat dengesi oluşturuyor. Türkiye, Gümrük Birliği üyesi olmasına rağmen AB kamu ihalelerine tam erişim hakkına sahip değil; ancak birçok Türk firması Avrupa'da altyapı, inşaat ve enerji projelerinde faaliyet gösteriyor. Yeni kurallar, eğer ayrımcılık içerirse, bu firmaların rekabet gücünü zayıflatabilir. Öte yandan, AB'nin stratejik özerklik arayışı, Türkiye'nin de kendi sanayi politikasını gözden geçirmesi ve kamu alımlarında yerli üretimi teşvik etmesi için bir model oluşturabilir. Ayrıca, Türkiye'nin AB ile Gümrük Birliği'nin güncellenmesi müzakerelerinde bu konu masaya gelebilir. Ankara, süreci yakından izlemeli ve Türk firmalarının haklarını koruyacak diplomatik girişimlerde bulunmalıdır.