Avrupa Birliği (AB), işgal altındaki topraklarda faaliyet gösteren İsrail yerleşimlerinden yapılan ürünlerin ithalatına yönelik kısıtlama getirilmesi önerisi üzerinde uzlaşı sağlayamıyor. Brüksel'deki diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, konuya ilişkin tartışmalar, üye ülkeler arasında İsrail'e yönelik politikanın nasıl şekillendirileceği konusundaki derin görüş ayrılıklarını su yüzüne çıkardı. Öneri, uluslararası hukuka aykırı kabul edilen yerleşimlerden gelen malların AB pazarına girişinin engellenmesini öngörüyor.
AB Komisyonu'nun hazırladığı taslak metin, işgal altındaki Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Golan Tepeleri'nde üretilen ürünlerin etiketlenmesine ilişkin mevcut kuralların sıkılaştırılmasını ve bu ürünlerin AB ülkelerine ithalatının kademeli olarak yasaklanmasını içeriyor. Ancak bu öneriye en başından itibaren karşı çıkan üyeler oldu. Özellikle Almanya, Macaristan, Çekya ve Avusturya'nın öncülüğündeki bir grup, bu tür bir yasağın İsrail ile ilişkileri zedeleyeceğini ve AB'nin Orta Doğu'daki arabulucu rolünü olumsuz etkileyeceğini savunuyor. Bu ülkeler, iki devletli çözümü desteklerken, yasağın barış sürecine zarar vereceğini ileri sürüyor.
Gelişmenin Arka Planı ve Hukuki Boyut
İsrail'in 1967'den bu yana işgal altında tuttuğu Filistin topraklarında inşa ettiği yerleşimler, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı başta olmak üzere uluslararası toplum tarafından defalarca kınandı. Uluslararası Adalet Divanı (ICJ) 2024'te verdiği danışma görüşünde, bu yerleşimlerin varlığını ve sürdürülmesini uluslararası hukuka aykırı buldu. ICJ'nin görüşü, AB içinde yeni bir tartışma dalgası başlatmıştı. İnsan hakları örgütleri ve Filistin yanlısı gruplar, AB'nin yerleşim ekonomisine dolaylı destek verdiğini ve bu ürünlerin ithalatını engellemediğini uzun süredir eleştiriyor.
AB, 2015'te yürürlüğe koyduğu yönergelerle, İsrail menşeli ürünler ile yerleşimlerden gelen ürünlerin etiketlenmesini zorunlu kılmıştı. Ancak bu düzenleme, yerleşim ürünlerinin AB pazarına girişini fiilen engellemedi. Şimdiki öneri ise bu ürünlere yönelik daha kapsamlı bir ambargo planını içeriyor. Komisyon yetkilileri, bu adımın AB'nin uluslararası hukuka saygı ve insan hakları konusundaki taahhütlerini güçlendireceğini öne sürüyor. Ancak önerinin yasalaşması için üye ülkelerin nitelikli çoğunluğunun onayı gerekiyor ve bu da kolay görünmüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu tartışma, AB'nin Orta Doğu politikasında giderek derinleşen bir ikilemi ortaya koyuyor. Bir yandan AB, uluslararası hukuk ve insan hakları normlarına bağlılığını vurgularken, diğer yandan stratejik ortak olarak gördüğü İsrail ile ilişkilerini dengelemeye çalışıyor. İsrail hükümeti ise AB'ye yönelik baskı politikasını sürdürüyor ve yerleşim ürünlerine yönelik kısıtlama kararının 'cezalandırma' olacağını, bunun da bölgesel istikrarı bozacağını savunuyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun danışmanları, AB'nin bu adımının Orta Doğu'da yeni bir çatışma dalgasına yol açabileceği tehdidini dile getirdi.
Bölgedeki aktörler açısından bakıldığında, Filistin yönetimi AB'nin bu adımını güçlü bir destek olarak görürken, Hamas ise bunu 'yetersiz' buluyor. Uzmanlar, AB'nin yerleşim ürünlerine yönelik olası bir yasağın sembolik öneminin yüksek olduğunu, ancak ekonomik etkisinin sınırlı kalacağını belirtiyor. İsrail'in ihracatında yerleşimlerden gelen payın düşük olması, bu adımı daha çok politik bir mesaj haline getiriyor. Öte yandan, ABD yönetiminin İsrail'e koşulsuz destek politikası, AB'nin elini zorlaştıran bir başka faktör. Washington'ın bu girişime karşı çıkması, Avrupa içindeki bölünmeyi daha da derinleştirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail'in yerleşim politikalarını uzun süredir uluslararası hukuka aykırı buluyor ve Filistin davasını destekliyor. Bu nedenle AB'nin yerleşim ürünlerine yönelik kısıtlama önerisi, Ankara tarafından olumlu bir adım olarak değerlendirilebilir. Ancak Türkiye, AB'nin bu konudaki ikiyüzlülüğüne de dikkat çekiyor; zira AB, İsrail'e yönelik yaptırımlar konusunda sürekli olarak yetersiz kalıyor. Türkiye'nin bölgede artan nüfuzu ve Filistin'le güçlendirdiği bağlar, bu tartışmanın sonuçlarından etkilenebilir. Öte yandan, AB'nin alacağı karar, Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkilerde de yeni bir gündem maddesi oluşturabilir. Ankara, AB'nin Filistin konusundaki tutumunu yakından izleyecek ve kendi diplomatik girişimlerinde bu gelişmeyi kullanabilir.