Avrupa Birliği, düzensiz göçle mücadelesinde önemli bir aşama kaydetti: Bloka yeni gelenlerin sayısı son yıllarda belirgin şekilde azaldı. Ancak uzmanlar, bu başarının göç krizinin yalnızca daha kolay kısmını oluşturduğunu, asıl zorluğun mevcut göçmenlerin entegrasyonu ve sınırların uzun vadeli güvenliği olduğunu belirtiyor. AB sınır ajansı Frontex verilerine göre, 2023 yılında düzensiz geçişler 2022'ye kıyasla yaklaşık %20 azaldı. Bu düşüşte, Türkiye ile yapılan 2016 anlaşması, Batı Balkan rotasında sıkılaştırılan kontroller ve pandemi sonrası seyahat kısıtlamalarının kademeli kaldırılmasının dengeli etkisi rol oynadı.
Gelişmenin arka planı
AB'nin göç politikaları, özellikle 2015'teki büyük mülteci dalgasından sonra sert bir dönüşüm geçirdi. O dönemde bir milyondan fazla kişi, çoğunlukla Suriye, Afganistan ve Irak'tan Avrupa'ya ulaştı. Bu durum, üye ülkeler arasında derin siyasi bölünmelere yol açtı; Almanya ve İsveç gibi ülkeler açık kapı politikası izlerken, Macaristan ve Polonya gibi ülkeler sınırlarını sıkılaştırdı. Son yıllarda, AB dış sınırlarını güçlendirmek için üç ana strateji izledi: Geri Kabul Anlaşmaları, Sınır Güvenliği ve Dış Yardım. Türkiye ile 2016 anlaşması, Yunanistan adalarına geçişleri büyük ölçüde azalttı. Benzer anlaşmalar Tunus, Libya ve Moritanya ile de imzalandı. Ancak insan hakları örgütleri, bu anlaşmaların sığınmacıları keyfi gözaltı ve geri itme riskine maruz bıraktığını eleştiriyor.
Sınır güvenliği açısından, Frontex'in bütçesi ve personeli önemli ölçüde artırıldı. 2023'te ajansın 10.000'den fazla sınır muhafızı konuşlandırması planlandı. Ayrıca, elektronik gözetim sistemleri ve insansız hava araçları kullanımı yaygınlaştı. Batı Balkan rotasında, Macaristan ve Hırvatistan tarafından inşa edilen dikenli tel çitler, geçişleri fiziksel olarak engelledi. Ancak bu önlemler, göçmenlerin daha tehlikeli rotalara yönelmesine neden oldu. Örneğin, Orta Akdeniz rotası üzerinden İtalya'ya ulaşmaya çalışanların sayısı arttı; bu rota, denizde ölüm riskini de beraberinde getiriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Göç akınlarındaki düşüş, yalnızca AB'nin politikalarına bağlı değil. Küresel gelişmeler de etkili oldu. COVID-19 pandemisi sonrası ekonomik toparlanma, bazı göçmenlerin kendi ülkelerinde kalmasını teşvik etti. Ayrıca, Ukrayna savaşı nedeniyle AB, Ukraynalı mültecilere geçici koruma sağlarken, bu durum diğer göçmenlere yönelik sıkılaştırılmış politikaları dengeledi. Bununla birlikte, Sahra Altı Afrika ve Orta Doğu'daki siyasi istikrarsızlık, yoksulluk ve çatışmalar, uzun vadede göç baskısını sürdürecek faktörler olarak öne çıkıyor. AB, göçün kök nedenleriyle mücadele etmek için Afrika ülkelerine kalkınma yardımı yapıyor; ancak bu yardımların etkinliği tartışmalı. Ayrıca, Yeşil Mutabakat kapsamında iklim değişikliğinin göç üzerindeki etkilerini azaltma çabaları da sürüyor.
Uzmanlara göre, AB'nin karşılaştığı asıl zorluk, mevcut göçmenlerin entegrasyonu. Dil öğrenimi, iş bulma, barınma ve eğitim gibi alanlarda yaşanan sıkıntılar, toplumsal gerilimlere yol açabiliyor. Özellikle Fransa, Almanya ve İsveç gibi ülkelerde göçmen kökenli gençler arasında yüksek işsizlik ve ayrımcılık sorunları devam ediyor. Entegrasyon, sadece ekonomik değil, aynı zamanda kültürel bir uyumu da gerektiriyor. Bu noktada AB, üye ülkeler arasında ortak bir entegrasyon politikası oluşturma konusunda zorlanıyor. Aşırı sağ partilerin yükselişi, göç karşıtı söylemleri güçlendirirken, hükümetler daha sınırlı bir göç politikası izlemeye yöneliyor. Ancak demografik yaşlanma, AB'nin işgücü ihtiyacını da artırıyor; bu nedenle kontrollü ve vasıflı göç, üzerinde durulan bir diğer konu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB'nin göçle mücadeledeki kısmi başarısı, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiriyor. 2016 anlaşması, Türkiye'nin sınırlarını kontrol etmesi karşılığında mali yardım ve vize serbestisi vaat ediyor; ancak bu vaatlerin tam olarak yerine getirilmemesi, zaman zaman Ankara-Brüksel hattında gerginliğe yol açıyor. Türkiye, halen dünyadaki en büyük mülteci nüfusuna ev sahipliği yapıyor ve AB'nin yük paylaşımı konusunda daha somut adımlar atmasını bekliyor. Bu gelişme, Türk dış politikasında göçün bir koz olarak kullanılma potansiyelini koruduğunu gösteriyor; ancak uzun vadede, AB'nin kendi sınırlarını güçlendirmesi, Türkiye'nin elini zayıflatabilir.