Avrupa Birliği (AB) ve Çin, 360 milyar euroluk (yaklaşık 310 milyar sterlin) yıllık ticaret açığını kapatmak için üç aylık bir müzakere sürecine girmeyi kabul etti. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında yapılan görüşmelerin ardından duyurulan bu adım, iki taraf arasında haftalardır süren ticari gerilimlerin ardından geldi. Müzakerelerin temel amacı, ikili ticari ilişkileri "daha dengeli ve karşılıklı faydaya dayalı" hale getirmek olarak açıklandı. AB, Çin'den yapılan yoğun ithalat ve Avrupa ihracatının önündeki engeller nedeniyle artan bir ticaret açığıyla karşı karşıya. Son dönemde AB, Çin'in ticaret uygulamalarına karşı soruşturmalar başlatmış ve özellikle elektrikli araçlar, çelik ve yeşil teknoloji sektörlerinde koruyucu önlemler almayı değerlendirmeye almıştı. Çin ise bu hamlelere misilleme yapabileceği sinyalini vermişti. Müzakere masası, tarafların gerilimi düşürmek ve ticaret savaşının önüne geçmek için bir fırsat olarak görülüyor.
Müzakerelerin arka planı ve tarafların tutumu
AB, Çin ile ticaretinde yıllardır büyüyen bir açık veriyor. 2023 yılı itibarıyla AB'nin Çin'e ihracatı yaklaşık 215 milyar euro iken, Çin'den ithalatı 575 milyar euroyu bulmuş durumda. Bu dengesizlik, özellikle teknoloji, tarım ve sanayi ürünlerinde kendini gösteriyor. AB, Çin'in piyasasını yabancı firmalara yeterince açmadığını ve devlet sübvansiyonları ile Avrupalı şirketlere haksız rekabet avantajı sağladığını savunuyor. Çin ise ticaret fazlasının küresel tedarik zincirlerindeki doğal bir sonuç olduğunu ve AB'nin korumacı önlemlerinin Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarına aykırı olabileceğini belirtiyor. Müzakerelerde AB, Çin'den piyasasını daha fazla açmasını, fikri mülkiyet haklarının korunmasını ve devlet sübvansiyonlarının azaltılmasını talep edecek. Çin ise karşılıklı yatırımların artırılması ve teknoloji transferi konularında ısrarcı olabilir. Taraflar arasında ayrıca yeşil dönüşüm, dijital ticaret ve iklim değişikliği gibi alanlarda iş birliği fırsatları da masada olacak.
Küresel ticaret dengeleri ve jeopolitik boyut
AB-Çin ticaret müzakereleri, sadece iki tarafı değil, küresel ticaret dengelerini de yakından ilgilendiriyor. AB, dünyanın en büyük ticaret bloklarından biri olarak Çin ile ilişkilerinde dengeyi sağlamaya çalışırken, bir yandan da ABD'nin Çin'e yönelik artan baskılarıyla karşı karşıya. ABD, Çin ile ticaret savaşını sürdürürken, Avrupa'nın Çin'e bağımlılığını azaltması için baskı yapıyor. Bu bağlamda AB, "de-risking" (risk azaltma) stratejisi kapsamında kritik tedarik zincirlerini çeşitlendirmeye ve Çin'e olan bağımlılığını azaltmaya çalışıyor. Ancak aynı zamanda Çin büyük bir pazar ve Avrupa'nın ihracatı için vazgeçilmez bir ortak. Müzakereler, AB'nin Çin'e karşı hem ticari çıkarlarını koruma hem de stratejik bağımsızlığını güçlendirme çabasını yansıtıyor. Çin ise bu süreci, Batı ile ilişkilerinde yeni bir sayfa açma ve ticaret savaşının olumsuz etkilerini sınırlama fırsatı olarak görüyor. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında Avrupa'nın enerji kaynaklarını çeşitlendirme çabaları, Çin'in yeşil teknoloji ve yenilenebilir enerji alanında Avrupa ile iş birliğini artırmasına kapı aralıyor. Müzakerelerin başarıya ulaşması halinde, iki tarafın da kazançlı çıkacağı bir denge kurulabilir; aksi takdirde ticaret savaşı küresel ekonomik toparlanmayı olumsuz etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB-Çin ticaret müzakereleri, Türkiye için doğrudan bir taraf olmasa da dolaylı etkiler barındırıyor. Türkiye, AB ile Gümrük Birliği anlaşması kapsamında ticaret yaparken, Çin ile de artan bir ticaret hacmine sahip. AB'nin Çin ile ilişkilerini yeniden düzenlemesi, Türkiye'nin AB pazarındaki rekabet gücünü etkileyebilir. Özellikle AB'nin Çin'e yönelik korumacı önlemleri, Türkiye'nin tekstil, makine ve gıda gibi sektörlerde AB pazarında Çin ile rekabet ettiği alanlarda Türkiye lehine bir avantaj yaratabilir. Ancak aynı zamanda Çin'in alternatif pazarlara yönelmesi, Türkiye'yi Çin'in yeni ticaret rotalarında bir ortak haline getirebilir. Jeopolitik olarak, AB-Çin arasındaki denge arayışı, Türkiye'nin hem AB hem de Çin ile ilişkilerinde manevra alanını genişletebilir. Türkiye, bu süreçte kendini bir üretim ve lojistik üssü olarak konumlandırabilir.