11 Eylül 2001 saldırılarının üzerinden çeyrek asır geçti. ABD’nin Afganistan ve Irak işgalleri, küresel terörle mücadele adı altında yürütülen savaşlar ve milyonlarca insanın hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan süreç, hâlâ stratejik bir muamma olarak duruyor. Saldırılar, sadece ABD’yi değil, tüm dünyayı derinden sarstı; ancak 25 yıl sonra bile neden bu kadar büyük bir yıkıma yol açtığı ve neden önlenemediği konusunda tatmin edici bir yanıt yok.
Gelişmenin Arka Planı: 11 Eylül’ün Anatomisi
11 Eylül 2001’de El Kaide militanları, kaçırdıkları dört yolcu uçağıyla New York’taki Dünya Ticaret Merkezi kulelerine ve Washington’daki Pentagon’a saldırdı. Dördüncü uçak, Pensilvanya’da düşürüldü. Saldırılarda yaklaşık 3.000 kişi hayatını kaybetti. Bu olay, ABD’nin “Teröre Karşı Küresel Savaş” doktrinini başlattı; Afganistan’a müdahale (2001) ve Irak işgali (2003) bunu takip etti.
Ancak saldırıların ardındaki motivasyonlar, istihbarat başarısızlıkları ve olası önleyici tedbirler hâlâ tartışmalı. 9/11 Komisyonu Raporu, istihbarat kurumları arasındaki iletişimsizliğe ve yapısal eksikliklere işaret etti. Bununla birlikte, Suudi Arabistan’ın rolü, El Kaide’nin finansman ağları ve ABD’nin Orta Doğu politikalarının radikalleşmeyi nasıl tetiklediği konuları hâlâ tam aydınlatılamadı.
Saldırılar, uluslararası ilişkilerde bir dönüm noktası oldu: NATO, tarihinde ilk kez 5. Madde’yi işleterek ABD’nin yanında yer aldı. Rusya, Çin ve diğer güçler başlangıçta dayanışma gösterdi; fakat ABD’nin tek taraflı müdahaleleri bu dayanışmayı hızla aşındırdı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: 25 Yılın Bilançosu
11 Eylül sonrası dönem, küresel güvenlik mimarisini kökten değiştirdi. ABD, “önleyici savaş” doktriniyle uluslararası hukuku esnetti; Guantanamo gibi tartışmalı uygulamalar, işkence skandalları ve kitlesel gözetim programları (NSA’nın dinleme skandalı) Batı’nın itibarını zedeledi. Afganistan’da 20 yıl süren savaş, 2021’de kaotik bir çekilmeyle sonuçlandı ve Taliban yeniden iktidara geldi. Irak’ta ise işgal, milyonlarca insanın ölümüne, mezhep çatışmalarına ve IŞİD’in doğuşuna zemin hazırladı.
Bugün 11 Eylül’ü anlamak, sadece geçmişi değil, günümüzü de anlamak için kritik. Terörle mücadele adı altında yapılan harcamalar trilyonlarca doları buldu; ancak küresel terör tehdidi tamamen ortadan kalkmadı. Aksine, yeni aktörler ve yöntemler ortaya çıktı. ABD’nin Orta Doğu’daki itibarı zedelenirken, Çin ve Rusya gibi rakipler bu kaostan faydalandı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
11 Eylül sonrası dönem, Türk dış politikası ve güvenliği için karmaşık sonuçlar doğurdu. Türkiye, NATO müttefiki olarak ABD’nin yanında yer aldı; Afganistan’da ISAF komutasını üstlendi. Ancak 2003’te Irak işgaline izin vermemesi, iki ülke arasında gerginlik yarattı. PKK terörüyle mücadelede ABD’nin tutumu ve Suriye’deki gelişmeler, Türkiye’nin güvenlik endişelerini artırdı. Ayrıca, artan terör saldırıları (2003 İstanbul bombalamaları gibi) 11 Eylül’ün küresel yansımalarının Türkiye’ye de uzandığını gösterdi. Bugün Türkiye, bölgesel istikrar için daha bağımsız bir politika izlemeye çalışsa da, 11 Eylül’ün şekillendirdiği güvenlik paradigması hâlâ etkili.