Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, işgal altındaki Filistin topraklarındaki yasa dışı İsrail yerleşim birimleriyle ticarete AB çapında yasak getirilmesini desteklediğini açıkladı. Kallas, söz konusu adımın haklı bir “ilkeli duruş” olduğunu belirterek, bloğun bu konuda geniş bir mutabakata sahip olduğunu ifade etti.
Gelişmenin Arka Planı
Kallas, İrlanda'nın önde gelen gazetelerinden The Irish Times'a verdiği röportajda, AB üyesi ülkeler arasında İsrail yerleşimleriyle ticaretin yasaklanması yönünde geniş bir mutabakat bulunduğunu söyledi. Anadolu Ajansı'nın aktardığına göre Kallas, “Bu, uluslararası hukuka uygun ilkeli bir duruştur” değerlendirmesinde bulundu. AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi'nin bu açıklaması, Birliğin İsrail'e yönelik tutumunda önemli bir dönüm noktası olarak yorumlanıyor.
İsrail'in 1967 Altı Gün Savaşı'ndan bu yana işgal altında tuttuğu Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi'nde inşa ettiği yerleşim birimleri, uluslarlararası hukuka göre yasa dışı kabul ediliyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı da bu yerleşimleri açıkça uluslararası hukukun ihlali olarak tanımlıyor. Avrupa Birliği, uzun süredir İsrail'in yerleşim faaliyetlerini eleştirmekle birlikte, ticari yaptırım konusunda üye ülkeler arasında görüş ayrılıkları yaşanıyordu. Özellikle Macaristan, Çekya ve bazı Doğu Avrupa ülkeleri İsrail ile ekonomik ilişkilerin sürdürülmesinden yana tavır alırken; İrlanda, Belçika, İspanya ve Lüksemburg gibi ülkeler daha sert önlemler alınmasını savunuyordu.
Kallas'ın açıklaması, AB'nin Ortadoğu politikasında dengelerin değişmeye başladığını gösteriyor. AB, İsrail'in en büyük ticari ortaklarından biri konumunda. 2022 verilerine göre AB ile İsrail arasındaki toplam ticaret hacmi 46,8 milyar avroyu aşmış durumda. Yerleşim ürünlerinin bu ticaret içindeki payı ise tahminen 300 milyon avro civarında. Yasağın hayata geçmesi halinde bu ürünlerin AB pazarına girişi tamamen engellenecek.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Avrupa Birliği'nin İsrail yerleşimlerine yönelik ticaret yasağı tartışması, küresel jeopolitik dengeler açısından da kritik bir eşikte bulunuyor. ABD'nin İsrail'e koşulsuz desteğini sürdürdüğü bir dönemde, Avrupa'nın farklı bir pozisyon alması transatlantik ilişkilerde yeni bir gerilim hattı oluşturabilir. Özellikle Donald Trump'ın yeniden iktidara gelmesiyle birlikte Washington'un İsrail politikasının daha da katı bir çizgiye kayması beklenirken, AB'nin bağımsız bir adım atması Batı bloğu içindeki çatlakları derinleştirebilir.
Öte yandan, Uluslararası Adalet Divanı'nda İsrail'in işgal politikalarına ilişkin görülen davalar ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin olası tutuklama kararları, uluslararası hukuk zemininde İsrail üzerindeki baskıyı artırıyor. AB'nin ticaret yasağı hamlesi, bu hukuki süreçlerle paralel ilerleyerek İsrail'e yönelik uluslararası izolasyonun genişlemesine katkı sağlayabilir. Ayrıca, bazı AB ülkelerinin Filistin devletini tanıma yönündeki adımları da bu süreci destekliyor.
Ancak yasağın hayata geçirilmesi kolay olmayacak. AB'nin ortak dış politika kararları, 27 üye ülkenin oybirliğini gerektiriyor. İsrail yanlısı ülkelerin blokaj ihtimali bulunuyor. Yine de Kallas'ın “geniş mutabakat” vurgusu, birliğin içinde ciddi bir irade oluştuğunu gösteriyor. AB'nin bu adımı, küresel ticaret normları açısından da emsal teşkil edebilir; zira uluslararası hukuka aykırı işgal altındaki topraklardan yapılan ticaretin yasaklanması, diğer bölgesel örgütler için de örnek oluşturabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB'nin İsrail yerleşimlerine ticaret yasağı desteği, Türkiye'nin Filistin politikasıyla uyumlu bir gelişme olarak öne çıkıyor. Ankara, uzun süredir işgal altındaki topraklardaki yerleşimleri yasa dışı kabul ediyor ve iki devletli çözümü savunuyor. AB'nin bu yönde atacağı adım, Türkiye'nin uluslararası platformlarda yürüttüğü diplomatik çabalara güç katabilir. Ekonomik açıdan, AB pazarında İsrail yerleşim ürünlerine getirilecek yasak, Türk ihracatçıları için yeni fırsatlar yaratabilir; zira bu ürünlerin yerini dolduracak alternatif tedarikçiler arasında Türkiye öne çıkabilir. Ayrıca, AB'nin Ortadoğu'da daha dengeli bir pozisyon alması, Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir diyalog zemini oluşturabilir. Ancak yasağın hayata geçmesi halinde İsrail'in misilleme olarak Türkiye ile olan ticari ilişkilerini kısıtlama ihtimali de göz ardı edilmemeli.