İngiltere'de 1960'lı ve 1970'li yıllarda bebeklerinin zorla alınarak evlatlık verilmesi mağdurları, Başbakan Keir Starmer'ın geçtiğimiz hafta yaptığı resmi özrü 'çok anlamlı' olarak nitelendirirken, bunun yeterli olmadığını ve somut iyileştirme adımları beklediklerini söyledi. Hükümetin bu tarihi yanlışı düzeltmek için daha fazla psikolojik destek ve tazminat sağlaması gerektiğini vurgulayan mağdurlar, yıllarca süren sessizlik ve inkarın ardından gelen bu açıklamanın duygusal bir an olduğunu ancak yaraların sarılması için daha kapsamlı bir planın şart olduğunu belirtti. Konu, Birleşik Krallık'ta devlet politikalarının binlerce aileyi nasıl etkilediğine dair geniş bir tartışmayı da beraberinde getirdi.
Zorla evlat edinme skandalı: Yıllarca gizlenen acı
O dönemde, bekâr anneler ve yoksul ailelerin bebekleri, genellikle 'ahlaki' gerekçelerle devlet kurumları tarafından alınarak evlatlık veriliyordu. Çoğu zaman annelere psikolojik baskı yapılıyor, imzalamadıkları belgelerle evlatlık süreci başlatılıyordu. 1966 Dünya Kupası finali sırasında bebeğini vermek zorunda kalan 17 yaşındaki Ann Keen gibi mağdurlar, bu travmayı onlarca yıl boyunca içlerinde taşıdı. Başbakan Starmer, geçen hafta Avam Kamarası'nda yaptığı konuşmada, 'Devlet adına özür diliyorum, bu asla yaşanmamalıydı' ifadelerini kullandı.
Ancak mağdurlar, özrün sembolik kalmaması için somut adımlar istiyor. Özellikle ücretsiz psikolojik danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve geçmişte yapılan hataların resmi olarak tanınması için bağımsız bir tazminat komisyonu kurulması talep ediliyor. Hükümet ise şu ana kadar sadece bir danışma kurulu oluşturmayı ve tarihi belgelerin incelenmesini vaat etti.
Uluslararası boyut: Benzer skandallar ve hukuki süreç
İngiltere'deki bu skandal, dünya genelinde yaşanan benzer zorla evlat edinme vakalarıyla paralellik gösteriyor. Avustralya'da 2013 yılında yayımlanan bir raporda, 1950-1970 yılları arasında 150 bin bebeğin ailelerinden alındığı ortaya çıkmıştı. İrlanda'da ise Katolik kilisesine bağlı kurumlarda binlerce bebek bakıcılar tarafından verilmişti. Bu ülkelerde hükümetler resmi özürlerin yanı sıra tazminat programları başlattı. İngiltere'de mağdurların oluşturduğu Zorla Evlat Edinme Destek Grubu, hükümete diğer ülkelerin uygulamalarını örnek alması çağrısında bulunuyor.
Uzmanlara göre, bu tür skandallar sadece geçmiş yanlışların düzeltilmesiyle kalmamalı, aynı zamanda çocuk koruma politikalarının yeniden gözden geçirilmesini sağlamalı. Bugün bile sosyal hizmetlerin müdahaleci uygulamaları nedeniyle benzer sorunlar yaşanma riski bulunuyor. Örneğin, son yıllarda yoksul ailelerin çocuklarının 'ihmal' gerekçesiyle alınması tartışma konusu oldu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'de de benzer mağduriyetler yaşayanlar için emsal teşkil edebilecek nitelikte. Özellikle 1960-1980 yılları arasında Türkiye'de yoksul ailelerden alınarak yurt dışına evlatlık verilen çocukların sayısı bilinmiyor ancak sivil toplum kuruluşları binlerce vaka olduğunu tahmin ediyor. İngiltere'deki özür, Türkiye'de bu konuda sessiz kalan devlet kurumları için bir hatırlatma niteliği taşıyor. Türkiye'nin, uluslararası insan hakları normlarına uygun olarak kendi geçmişini sorgulaması ve mağdurlara yönelik kapsamlı bir destek mekanizması oluşturması, hem iç huzur hem de uluslararası itibar açısından önemli bir adım olacaktır.