Zimbabve'de iktidar partisi ZANU-PF'nin kontrolündeki Senato, 83 yaşındaki Cumhurbaşkanı Emmerson Mnangagwa'nın görev süresini fiilen uzatan anayasa değişikliğini kabul etti. Muhalefet ve sivil toplum kuruluşları, kararı 'anayasal darbe' olarak nitelendirirken, değişikliğin Mnangagwa'nın ülkedeki otoriter yönetimini pekiştireceği endişesi dile getiriliyor. Senato'da yapılan oylamada, anayasa değişikliği 80 lehte, 0 aleyhte oyla kabul edildi. Muhalefet milletvekilleri oylamayı boykot etti. Değişiklik, cumhurbaşkanının görev süresini beş yıldan altı yıla çıkarmakla kalmıyor, aynı zamanda mevcut cumhurbaşkanının görev süresinin başlangıcını 2023'teki seçim zaferine değil, 2017'deki askeri darbeyle iktidara geldiği tarihe çekiyor. Bu düzenleme, Mnangagwa'nın 2028'de yeniden seçilmesi durumunda 2034'e kadar iktidarda kalmasının önünü açıyor.
Anayasa değişikliğinin arka planı
Zimbabve'de anayasa değişikliği süreci, iktidar partisinin Mnangagwa'nın halefi konusunda yaşadığı derin bölünmelerin bir yansıması olarak görülüyor. 2017'de Robert Mugabe'yi deviren askeri darbenin ardından iktidara gelen Mnangagwa, başlangıçta demokratik reformlar vaat etmişti. Ancak görev süresi boyunca ekonomik kriz, yolsuzluk ve insan hakları ihlalleri nedeniyle eleştirilere maruz kaldı. Muhalefet lideri Nelson Chamisa, değişikliği 'iktidar hırsının bir göstergesi' olarak nitelendirirken, Zimbabve Barış ve Adalet Merkezi gibi sivil toplum kuruluşları, bu adımın ülkedeki hukukun üstünlüğünü zayıflattığını savunuyor. Hükümet ise değişikliğin 'istikrar ve süreklilik' sağlayacağını iddia ediyor. Ekonomistler, siyasi belirsizliğin ülkeye yabancı yatırım çekme çabalarını baltaladığına dikkat çekiyor. Zimbabve, dünyanın en yüksek enflasyon oranlarından birine sahip ve halkın büyük bir kısmı yoksulluk sınırının altında yaşıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Zimbabve'deki bu gelişme, Afrika kıtasında artan otoriterleşme eğiliminin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Son yıllarda Uganda, Tanzanya ve Ruanda gibi ülkelerde de liderlerin görev sürelerini uzatma veya seçim yasalarını kendi lehlerine değiştirme girişimleri görüldü. Afrika Birliği (AU) ve Güney Afrika Kalkınma Topluluğu (SADC), şimdiye kadar Zimbabve'deki anayasa değişikliğine resmi bir tepki vermedi. Batılı ülkeler ise değişikliği kınarken, yeni yaptırımların gündeme gelebileceği belirtiliyor. Çin ve Rusya, Zimbabve'nin önemli müttefikleri arasında yer alıyor. Uzmanlar, Mnangagwa'nın iktidarını sağlamlaştırma çabalarının, ülkenin uluslararası toplumdan daha da izole olmasına yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Zimbabve, 2000'li yılların başından bu yana ABD ve AB yaptırımları altında. Ülke ayrıca, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası'na olan borçlarını ödeyemediği için uluslararası finansman kaynaklarına erişimde zorluk yaşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Zimbabve'deki siyasi gelişmeler, Türkiye'nin Afrika Boynuzu ve Güney Afrika'daki stratejik çıkarları açısından dolaylı da olsa önem taşıyor. Türkiye, son yıllarda Zimbabve ile ikili ticaret hacmini artırmaya çalışıyor; 2023'te 100 milyon doları aşan ticaret hacmi, özellikle savunma sanayii ve inşaat sektörlerinde iş birliği fırsatları sunuyor. Ancak Mnangagwa yönetiminin artan otoriterleşmesi, uluslararası yaptırımların derinleşmesine ve ülkedeki yatırım ortamının bozulmasına yol açabilir. Bu durum, Türk şirketlerinin Zimbabve'deki projelerini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Zimbabve'nin istikrarsızlaşması, Güney Afrika bölgesinde göç ve güvenlik sorunlarını tetikleyerek Türkiye'nin bölgesel dengelerle ilgili hesaplarını zorlaştırabilir. Ankara, Afrika'da istikrar ve kalkınma söylemini benimserken, otoriterleşme eğilimlerine karşı dikkatli bir denge politikası izlemek durumunda.