Gelişmiş ülkelerin politika yapıcıları, endüstriyel müdahalecilik anlayışına yönelirken ekonominin en temel itici güçlerini -emek, toprak, enerji ve sermaye- göz ardı etme riski taşıyor. Bu durum, uzun vadeli büyüme potansiyelini sınırlayabilir ve ekonomik dengesizlikleri derinleştirebilir. Özellikle ABD, Almanya ve Japonya gibi büyük ekonomilerde uygulanan sanayi politikaları, geleneksel faktörlerin verimli kullanımını ikinci plana atıyor.
Gelişmenin arka planı
2008 küresel mali krizinden bu yana, birçok hükümet ekonomik büyümeyi canlandırmak için aktif sanayi politikalarına başvuruyor. Pandemi ve Ukrayna savaşıyla birlikte bu eğilim daha da belirginleşti. Çip üretimi, yeşil enerji ve ilaç gibi stratejik sektörlerde yerli üretimi artırma çabaları, ticaret kısıtlamaları ve teşviklerle destekleniyor. Ancak OECD ve IMF raporlarına göre, bu politikalar emek piyasası reformları, toprak kullanımı düzenlemeleri ve enerji verimliliği gibi alanlardaki yapısal iyileştirmelerin önüne geçiyor.
Örneğin, birçok zengin ülkede işgücü verimliliği artış hızı yavaşlarken, işsizlik oranları düşük seyretse de işgücüne katılım oranları istenen seviyede değil. Toprak kullanımında ise kentsel yayılma ve tarım arazilerinin korunması arasında denge kurulamıyor. Enerji alanında ise yenilenebilir kaynaklara geçiş, mevcut fosil yakıt altyapısının verimsizliği nedeniyle tam anlamıyla büyümeye katkı sağlayamıyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Küresel düzeyde, zengin ülkelerin bu yaklaşımı gelişmekte olan ekonomiler için de risk oluşturuyor. Sanayi müdahaleciliği, ticaret savaşlarını körükleyerek küresel tedarik zincirlerini bozuyor ve gelişmekte olan ülkelerin ihracatını olumsuz etkiliyor. Ayrıca, emek, toprak ve enerji gibi temel faktörlerin ihmal edilmesi, bu ülkelerde de benzer yapısal sorunlara yol açabiliyor. Dünya Bankası verilerine göre, 2020-2024 yılları arasında gelişmekte olan ülkelerde yatırım oranları düşerken, işsizlik arttı. Bu durum, küresel eşitsizliği derinleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, benzer sanayi politikalarıyla emek ve enerji verimliliği arasında denge kurmaya çalışıyor. Ancak zengin ülkelerin müdahaleciliği, Türkiye'nin rekabet gücünü etkileyebilir. Özellikle Avrupa Birliği'nin karbon vergisi gibi yeni düzenlemeleri, Türk ihracatçıları için maliyet artırıcı bir faktör. Türkiye'nin, bu süreçte kendi emek ve enerji reformlarını hızlandırması, uzun vadede avantajlı konuma gelmesini sağlayabilir. Ayrıca, lojistik üs olma potansiyelini toprak kullanım politikalarıyla desteklemesi kritik önem taşıyor.