Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, ABD’nin Rusya ile olası barış görüşmelerindeki arabuluculuk rolünü geri çekmesinin ardından Avrupalı müttefiklerine yöneldi. Zelenskiy, Londra’da İngiltere, Almanya ve Fransa liderleriyle bir araya gelerek, bu ülkelerin Moskova ile yapılacak müzakerelerde doğrudan taraf olabileceğini sinyalini verdi. Ukrayna liderinin bu hamlesi, Kiev’in Batı ittifakı içinde yeni bir denge arayışına girdiğini gösteriyor. Zira Washington yönetimi, savaşın tırmanmasını önlemek ve kendi kaynaklarını başka önceliklere yönlendirmek amacıyla diplomatik süreçte daha geri planda kalmayı tercih ediyor.
Zelenskiy’nin Londra Zirvesi: Avrupa’nın Yeni Rolü
Zelenskiy’nin Londra ziyareti, savaşın başından bu yana Ukrayna’ya en büyük askeri ve mali desteği sağlayan üç Avrupa ülkesiyle koordinasyonu güçlendirme amacı taşıyor. İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Almanya Başbakanı Olaf Scholz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile yapılan görüşmelerde, Rusya’ya karşı ortak bir müzakere pozisyonu belirlenmeye çalışıldı. Kaynaklara göre Zelenskiy, Avrupalı liderlerden, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü garanti altına alacak ve Rusya’nın ileride olası saldırılarını caydıracak bir güvenlik çerçevesi talep etti. Avrupa’nın, ABD’nin yokluğunda üstleneceği rolün boyutu ise belirsizliğini koruyor. Özellikle Almanya’nın enerji bağımlılığı ve Fransa’nın NATO içindeki konumu, bu ülkelerin Moskova karşısında ne kadar ileri gidebileceği sorusunu gündeme getiriyor.
Zelenskiy, görüşme sonrası yaptığı açıklamada, “Avrupa’nın şu anda sadece bir destekçi değil, aynı zamanda bir arabulucu olması gerektiğine inanıyorum. Ukrayna, güvenliğinin kalıcı olmasını istiyor ve bu ancak Avrupa’nın kararlı duruşuyla mümkün” ifadelerini kullandı. Ukrayna liderinin bu çağrısı, savaşın ilk günlerinden bu yana Avrupa’nın daha bağımsız bir dış politika izlemesi gerektiğini savunan kesimler tarafından da destekleniyor.
ABD’nin Geri Çekilmesi: Stratejik Bir Dönüşüm Mü?
ABD’nin Ukrayna-Rusya barış görüşmelerindeki arabuluculuk rolünden çekilmesi, Washington’un küresel önceliklerini yeniden şekillendirdiğinin bir işareti olarak yorumlanıyor. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, ABD’nin Ukrayna’ya askeri yardıma devam edeceği ancak diplomatik süreçte daha az doğrudan rol alacağı belirtildi. Uzmanlar, bu kararın arkasında Çin’e odaklanma isteği ve iç politikadaki Ukrayna yardımlarına yönelik artan muhalefetin etkili olduğunu düşünüyor. Öte yandan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, ABD’nin arabuluculuktan çekilmesini kendi lehine bir fırsat olarak gördüğü ifade ediliyor. Moskova’nın, Avrupa ülkeleri arasındaki olası görüş ayrılıklarından yararlanarak daha avantajlı bir müzakere zemini arayabileceği belirtiliyor.
Avrupalı liderler ise ABD’nin boşluğunu doldurmak için harekete geçmiş durumda. İngiltere Başbakanı Starmer, Londra’daki zirvede, “Avrupa’nın güvenliği Avrupa’nın sorumluluğundadır. Ukrayna’yı yalnız bırakmayacağız” dedi. Almanya Başbakanı Scholz da, Ukrayna’nın egemenliğini korumak için her türlü desteği vermeye hazır olduklarını vurguladı. Ancak bu desteğin ne kadar sürdürülebilir olduğu, Avrupa ekonomilerinin karşı karşıya olduğu enflasyon ve enerji krizi nedeniyle sorgulanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, savaşın başından bu yana hem Ukrayna hem de Rusya ile diyalog kurabilen nadir ülkelerden biri olarak arabuluculuk rolünü sürdürüyor. ABD’nin geri çekilmesi, Ankara’nın bu rolde daha da öne çıkmasına yol açabilir. Ancak Türkiye’nin, Avrupa ülkeleriyle koordineli hareket etmesi, Rusya’nın tepkisini çekmeden diplomatik süreci yönetmesi gerekiyor. Ekonomik açıdan, Ukrayna savaşının uzaması Türkiye’nin Karadeniz’deki güvenliğini ve tahıl koridoru anlaşmasının geleceğini doğrudan etkiliyor. Bu nedenle Türkiye, hem Avrupa hem de ABD ile işbirliğini sürdürerek, barış görüşmelerinde kilit bir konum elde etmeye çalışacaktır.