İsrail ordusu, Pazar günü Beyrut'un güney banliyölerine hava saldırıları düzenleyerek iki binadaki daireleri vurdu. Saldırı, Hizbullah'ın İsrail topraklarına fırlattığı mermilerin İsrail savunma sistemleri tarafından durdurulmasının ardından geldi. Bu olay, İsrail ile Hizbullah arasında aylardır süren düşük yoğunluklu çatışmaların son bir haftadır ciddi şekilde tırmanmasının en son örneği.
Gelişmenin Arka Planı
İsrail ve Hizbullah arasındaki çatışmalar, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın İsrail'e saldırmasıyla başlayan süreçte yoğunlaştı. Hizbullah, Hamas'ı desteklemek amacıyla İsrail'in kuzeyine roket ve füze saldırıları düzenlemeye başladı. İsrail ise Lübnan'ın güneyindeki Hizbullah hedeflerini bombalayarak karşılık verdi. Son haftalarda tansiyon daha da yükseldi. Çarşamba günü Hizbullah'ın çağrı cihazları, Perşembe günü ise telsizleri eşzamanlı olarak patladı. En az 37 kişinin öldüğü, 3000'den fazla kişinin yaralandığı bu saldırılardan İsrail sorumlu tutuldu. Cuma günü İsrail, Beyrut'un güneyini vurdu ve Hizbullah'ın üst düzey komutanlarından İbrahim Akil'i öldürdü. Hizbullah da İsrail'in Hayfa kentine 140 roket fırlatarak yanıt verdi.
Pazar günkü saldırı, bu tırmanışın en yeni halkası. İsrail, Hizbullah'ın daha büyük çaplı bir saldırıya hazırlandığı iddiasıyla Lübnan'da geniş çaplı operasyonlar yürütüyor. Beyrut'un varoşlarındaki binaların vurulması, çatışmaların Lübnan'ın kalbine doğru kaydığını gösteriyor. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah ise yaptığı konuşmada, İsrail'in saldırılarına karşılık vermeye devam edeceklerini ve daha büyük bir savaşa hazır olduklarını belirtti.
Uluslararası toplum, iki tarafı itidale davet ediyor. ABD, Fransa ve Birleşmiş Milletler, taraflara sükunet çağrısı yaparken, bölgesel bir savaş endişesi giderek artıyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, askeri operasyonların süreceğini ve kuzeydeki güvenliğin sağlanacağını açıkladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail-Hizbullah çatışması, sadece iki tarafı değil, tüm Ortadoğu'yu etkileyebilecek potansiyele sahip. Hizbullah, İran'ın bölgedeki en önemli müttefiki ve vekil gücü olarak kabul ediliyor. İran'ın İsrail'e yönelik tehditleri ve nükleer programı, çatışmaların daha geniş bir savaşa dönüşme riskini artırıyor. Öte yandan ABD, İsrail'in yanında yer alırken, Rusya ve Çin de bölgedeki dengeleri kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışıyor.
Suriye ve Irak'taki milis güçlerin de Hizbullah'a destek vermesi, çatışmanın yayılma potansiyelini yükseltiyor. Ayrıca Lübnan'ın zaten ekonomik ve siyasi krizlerle boğuştuğu bir dönemde bu saldırılar, ülkeyi daha da istikrarsızlaştırıyor. Birleşmiş Milletler, çatışmalardan kaçan sivillerin insani yardıma ihtiyacı olduğunu vurguluyor.
Küresel enerji piyasaları da bu gelişmelerden etkileniyor. Ortadoğu'da olası bir büyük savaş, petrol fiyatlarını yukarı çekebilir ve küresel ekonomiyi olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle uluslararası aktörler, tansiyonu düşürmek için diplomatik çabalarını artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail-Hizbullah çatışmasında doğrudan taraf olmasa da, bölgesel istikrarsızlık güvenlik ve ekonomik çıkarlarını tehdit ediyor. Türkiye'nin Akdeniz'deki enerji arama faaliyetleri, Lübnan ve İsrail ile deniz sınırı anlaşmazlıklarıyla kesişiyor. Olası bir savaş, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki hak iddialarını zorlaştırabilir. Ayrıca Suriye'deki İran varlığı ve PKK/YPG ile mücadelede İsrail'in rolü, Ankara'nın dengeli bir politika izlemesini gerektiriyor. Türkiye, hem Filistin davasına desteğini sürdürmek hem de bölgesel savaşı önlemek için diplomatik girişimlerini yoğunlaştırmalıdır.