Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin başlamasından bu yana Avrupa'nın en büyük nükleer santrali olan Zaporijya Nükleer Santrali, bir haftayı aşkın süredir harici güç bağlantısı olmadan faaliyet gösteriyor. Bu, işgal süresince santralin acil durum dizel jeneratörlerine bağımlı kalışının 27. kez olduğu bildirildi. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tarafından yapılan açıklamada, santralin son bağlantısının geçtiğimiz hafta kopmasıyla birlikte soğutma ve güvenlik sistemlerinin kesintisiz çalışması için dizel jeneratörlerin devreye alındığı ifade edildi. Santral sahasında bulunan UAEA uzmanları, durumun ciddiyetini koruduğunu ve nükleer güvenlik açısından risklerin her geçen gün arttığını vurguluyor. Rus güçlerinin denetimindeki tesiste, Ukraynalı operatörler ve uluslararası ekipler, reaktör soğutma sistemlerinin işlevsel kalması için yoğun çaba sarf ediyor.
Gelişmenin arka planı
Zaporijya Nükleer Santrali, Şubat 2022'de Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik geniş çaplı işgalinin ilk haftasında Rus güçleri tarafından ele geçirildi. Santral, Dinyeper Nehri'nin kıyısında, Zaporijya bölgesinin güneyinde yer alıyor. Ukrayna ve Rusya, santralin güvenliğinden sorumlu olan tesis personelinin durumu ve işletme koşulları hakkında sürekli anlaşmazlık yaşıyor. Son haftalarda, Rus ordusunun bölgede yoğunlaşan askeri faaliyetleri ve çatışmalar, elektrik hatlarına ve altyapıya zarar vererek santralin harici güç kaynağına erişimini defalarca kesintiye uğrattı. UAEA yetkilileri, bu durumun kabul edilemez olduğunu ve tesisin güvenli işletimi için harici güç kaynağının şart olduğunu belirtiyor. Dizel jeneratörler, yalnızca acil durumlar için tasarlanmış olmasına rağmen, siper hatlarındaki savaş ve bombalamalar nedeniyle santral zaman zaman uzun süreler boyunca bu jeneratörlere bağımlı kalmak zorunda kalıyor.
Santralin altı reaktöründen beşi, çatışmaların başlamasından bu yana soğuk kapatma durumunda tutuluyor. Yalnızca bir reaktör düşük güçte çalışarak bölgesel ısıtma ve elektrik ihtiyacının bir kısmını karşılıyor. Ancak, reaktörlerin soğutma sistemleri, kullanılmış yakıt havuzları ve diğer güvenlik kritik sistemleri sürekli elektrik gerektiriyor. Elektrik kesildiğinde, pompalar ve kontrol sistemleri dizel jeneratörlere geçiyor. Bu jeneratörlerin yakıt rezervleri sınırlıdır ve yeniden doldurma operasyonları, çatışmalar nedeniyle riskli hale gelmiştir. UAEA Başkanı Rafael Grossi yaptığı açıklamada, "Santralin bir haftadan uzun süre dış güç bağlantısı olmadan çalışması kabul edilemez. Bu, nükleer güvenlik açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor ve derhal sona erdirilmelidir" dedi. Grossi, taraflara santral çevresinde güvenli bir bölge oluşturulması çağrısında bulundu, ancak şu ana kadar bu yönde somut bir ilerleme sağlanamadı.
Uzmanlar, uzun süreli dizel jeneratör kullanımının teknik sorunlara yol açabileceğini, yakıt ikmalinin zorluğu nedeniyle de jeneratörlerin devre dışı kalma riskinin bulunduğunu belirtiyor. Bir haftalık kesinti süresi, bu bağlamda rekor olarak değerlendiriliyor. Mart 2022'deki ilk kesintide tesis 10 gün boyunca jeneratörlerle idare etmişti; ancak o dönemde sadece birkaç gün süren kesintiler sonrasında güç bağlantıları yeniden sağlanmıştı. Bu kez, onarım ekiplerinin bölgeye erişimi kısıtlı olduğu için kalıcı bir çözüm bulunamıyor. UAEA, elektrik hatlarının onarılması için güvenli bir koridor oluşturulması çağrısını yineliyor. Bununla birlikte, Rusya'nın 2022 sonbaharında ilhak ettiği bölgelerde Ukrayna ordusunun karşı saldırıları sürerken, santralin yakın çevresinde çatışmaların yoğunlaştığı gözlemleniyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Zaporijya Nükleer Santrali'nin güvenliği, yalnızca Ukrayna için değil, tüm Avrupa ve dünya için kritik bir konu. Santral, Avrupa'nın en büyük nükleer tesisi olması nedeniyle olası bir erime veya radyoaktif sızıntı senaryosu kıtayı etkileyebilir. Çernobil faciasının ardından bölgede yaşananlar, nükleer bir kazanın sonuçlarının sınır tanımadığını gözler önüne sermiştir. Bu nedenle uluslararası toplum, santraldeki durumu yakından izliyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi'nde Rusya'nın vetosu nedeniyle kapsamlı bir karar alınamıyor. UAEA, taraflar arasında arabuluculuk girişimlerini sürdürse de, siyasi irade eksikliği nedeniyle anlamlı bir ilerleme sağlanabilmiş değil. Batılı ülkeler, Rusya'yı nükleer tesisleri askeri amaçlarla kullanmak ve uluslararası insancıl hukuku ihlal etmekle suçluyor. Moskova ise santralin topraklarının Rusya'nın bir parçası olduğunu savunarak, Ukrayna saldırılarının santralin güvenliğini tehdit ettiğini iddia ediyor.
Bu durum, enerji güvenliği ve nükleer denetim mekanizmalarının geleceği açısından da önemli bir kilometre taşı oluşturuyor. Uluslararası toplum, savaş zamanı nükleer tesislerin korunmasına yönelik yeni kuralların gerekliliğini tartışırken, Zaporijya'daki gelişmeler bu tartışmalara acil bir boyut kazandırıyor. Elektrik kesintileri ve dizel jeneratörlere bağımlılık, nükleer güvenlik risklerini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda bölgesel enerji arzını da tehdit ediyor. Daha da önemlisi, bu durum uluslararası toplumun nükleer kazaları önleme kapasitesine duyulan güveni sarsıyor. Bu tür bir kaza, sadece Ukrayna ve Rusya'yı değil, Balkanlar'dan Batı Avrupa'ya kadar geniş bir coğrafyayı olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle santralin durumu, küresel bir acil durum olarak ele alınmayı hak ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Ukrayna ve Rusya arasındaki savaşta dengeli bir dış politika izleyerek hem taraflarla diyalog kanallarını açık tutuyor hem de arabuluculuk girişimlerine öncülük ediyor. Zaporijya Nükleer Santrali'ndeki bu son durum, Türkiye'nin Karadeniz'deki güvenlik hassasiyetleri açısından ele alınmalıdır. Olası bir nükleer sızıntı, Karadeniz'i doğrudan etkileyebilir; bu da Türkiye'nin kıyı bölgeleri ve su kaynakları için ciddi bir tehdit oluşturur. Türkiye, Montrö Boğazlar Sözleşmesi çerçevesinde bölgedeki deniz trafiğini düzenlerken, böyle bir felaketin sonuçlarına karşı acil durum planları geliştirmelidir. Ayrıca Türkiye, nükleer enerjiye yeni yatırımlar yapmayı planlarken, bu kriz, savaş koşullarında nükleer tesis güvenliğinin ne kadar kırılgan olabileceğini göstermesi açısından ders niteliği taşıyor. Türk diplomatların UAEA nezdindeki girişimleri ve bölgesel istikrar arayışları, bu tür krizlerin çözümünde daha etkin bir rol oynayabilir.