Yunanistan, son yıllarda Körfez ülkeleriyle kurduğu yakın askeri, ekonomik ve diplomatik ilişkilerle dikkat çekiyor. Ancak bu işbirliğinin, İsrail'in bölgedeki stratejik çıkarlarına hizmet edip etmediği tartışma konusu. Atina'nın İsrail ile olan derin bağları, Körfez'deki Arap monarşileriyle ABD'nin bölgede istediği denge politikasının bir parçası olarak yorumlanıyor. Bu durum, Yunanistan'ı İsrail'in bölgesel nüfuz projeksiyonunda kilit bir oyuncu haline getirebilir.
Gelişmenin Arka Planı
Yunanistan'ın Körfez'e açılımı, 2010'lu yılların başında ekonomik krizle sarsılan ülkenin yeni müttefikler arayışıyla hız kazandı. Atina, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez ülkeleriyle savunma anlaşmaları imzaladı. ABD'nin Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarına yönelik stratejisi, Yunanistan'ı İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Mısır'la birlikte bölgesel bir ittifakın parçası haline getirdi.
Öte yandan, İsrail'in Körfez'deki varlığı, Abraham Anlaşmaları ile BAE ve Bahreyn'le normalleşme sürecine girmesiyle daha da belirginleşti. Yunanistan, bu süreçte hem İsrail hem de Körfez ülkeleriyle ayrı ayrı ilişkilerini güçlendirirken, adeta bir köprü vazifesi görüyor. Atina'nın bu rolü, İsrail'in bölgede diplomatik ve askeri olarak daha rahat hareket etmesini sağlıyor.
Ancak bu durum, özellikle Türkiye ve İran gibi bölgesel güçler tarafından endişeyle karşılanıyor. Yunanistan'ın İsrail'e sunduğu lojistik destek, hava sahası kullanımı ve askeri üsler, İsrail'in Körfez'deki operasyonel kapasitesini artırıyor. Bu da Yunanistan'ın, İsrail'in bölgedeki 'Truva Atı' olarak görülmesine yol açıyor.
Bölgesel Boyut
Yunanistan-İsrail-Körfez üçgeni, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımından, İran'ın bölgesel etkisini sınırlamaya kadar geniş bir yelpazede stratejik çıkarları içeriyor. Doğu Akdeniz gaz boru hattı (EastMed) projesi, Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs arasındaki enerji işbirliğinin somut bir örneği. Ancak bu projenin Türkiye'yi dışlaması ve Kıbrıs sorunundaki hassasiyetler, bölgesel gerilimleri artırıyor.
Körfez'de ise Yunanistan'ın varlığı, Suudi Arabistan ve BAE'nin İran'a karşı güvenlik kaygılarını gidermeye yönelik. Atina, Riyad ve Abu Dabi'ye askeri eğitim, istihbarat paylaşımı ve savunma sanayii alanında destek sağlıyor. Bu destek, İsrail'in de Körfez'deki askeri varlığını meşrulaştırmak için kullandığı bir argüman haline geliyor. Zira İsrail, doğrudan Körfez'de üs bulundurmak yerine, Yunanistan üzerinden dolaylı olarak etkili oluyor.
Uzmanlara göre, bu ittifak ağı, ABD'nin bölgeden askeri olarak çekilme sinyalleri verdiği bir dönemde, İsrail ve Körfez ülkelerinin güvenlik boşluğunu doldurma çabası olarak görülmeli. Yunanistan ise bu yapıda, hem Doğu Akdeniz'de hem de Körfez'de kendine stratejik bir alan açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yunanistan'ın Körfez ülkeleriyle askeri işbirliğini artırması ve İsrail ile bu bölgede eşgüdüm halinde olması, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Körfez politikaları açısından önemli bir gelişmedir. Türkiye, bu ittifakın kendisini bölgede yalnızlaştırma potansiyeli taşıdığının farkındadır. Özellikle Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımında Türkiye'yi dışlayan ittifak, Ankara'nın güvenlik çıkarlarını tehdit etmektedir. Ayrıca, Yunanistan'ın İsrail'e sağladığı lojistik destek, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki askeri varlığına karşı bir denge unsuru oluşturabilir. Türkiye, bu gelişmelere karşı hem Libya ve Katar ile ilişkilerini derinleştirerek hem de Doğu Akdeniz'de kendi enerji arama faaliyetlerini sürdürerek karşılık vermektedir. Ancak bu gerilim, bölgesel istikrarı tehdit etme riski taşımaktadır.