Güney Afrika'da belgesiz göçmenlerin ülkeyi terk etmesi için aşırı sağcı gruplar tarafından verilen sürenin dolmasına saatler kala, ülkenin büyük şehirlerinde hayat durma noktasına geldi. Johannesburg, Durban ve Cape Town gibi kent merkezlerinde iş yerleri kepenk kapattı, okullar tatil edildi ve toplu taşıma seferleri iptal edildi. Göstericilerin başlattığı "Güney Afrika'yı Geri Al" kampanyası kapsamında, ülkedeki yaklaşık 1,5 milyon belgesiz göçmenin 30 gün içinde ülkeyi terk etmesi istenmişti. Sürenin son gününde binlerce yabancı uyruklu, sınır kapılarına akın ederken, göçmen mahallelerinde panik havası yaşanıyor.
Gelişmenin arka planı: İşsizlik ve yabancı düşmanlığı
Güney Afrika, apartheid sonrası dönemde yaşadığı ekonomik durgunluk ve yüksek işsizlik oranlarıyla boğuşuyor. Resmi işsizlik oranının %35'i aştığı ülkede, özellikle genç nüfus arasında işsizlik %60'lara dayanmış durumda. Bu durum, yabancı uyrukluların iş piyasasındaki varlığına karşı toplumsal tepkiyi körüklüyor. Zimbabve, Malavi ve Mozambik gibi komşu ülkelerden gelen göçmenler, özellikle inşaat, temizlik ve güvenlik gibi sektörlerde düşük ücretle çalışıyor. Yerel halk, göçmenlerin işlerini elinden aldığı ve suç oranlarını artırdığı gerekçesiyle artan bir yabancı düşmanlığı sergiliyor.
Son günlerde sosyal medyada örgütlenen aşırı sağcı gruplar, "Güney Afrika'yı Geri Al" etiketiyle belgesiz göçmenlerin sınır dışı edilmesi çağrısı yaptı. Bu çağrı, hükümetin göç politikalarına duyulan öfkeyi de tetikledi. Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa'nın Afrika Birliği'ndeki liderlik rolü ve kıta genelinde serbest dolaşımı teşvik eden politikaları, muhafazakâr kesimler tarafından eleştiriliyor. Göstericiler, belgesiz göçmenlerin ülkeye yük olduğunu savunurken, insan hakları örgütleri bu söylemin yabancı düşmanlığını körüklediğini belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Afrika'da artan göçmen karşıtlığı
Güney Afrika'daki bu gelişme, Afrika kıtasında yükselen göçmen karşıtı dalganın bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Nijerya, Kenya ve Gana gibi ülkelerde de benzer eylemler düzenleniyor. Kıta genelinde ekonomik fırsatların azalması ve siyasi istikrarsızlık, milyonlarca insanı göçe zorlarken, hedef ülkelerdeki yerel halk bu durumdan rahatsızlık duyuyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), Güney Afrika'da yaklaşık 250 bin mülteci ve sığınmacı bulunduğunu, ancak belgesiz göçmen sayısının bunun çok üzerinde olduğunu tahmin ediyor. Güney Afrika hükümeti, operasyonların kontrollü ve yasal çerçevede yürütüleceğini açıklasa da, insan hakları örgütleri sınır dışı işlemlerinde ayrımcılık ve şiddet olayları yaşanabileceği uyarısı yapıyor. Bu durum, Güney Afrika'nın uluslararası itibarını da zedeleyebilir; zira ülke, apartheid sonrası dönemde "Gökkuşağı Ulusu" söylemiyle çok kültürlülüğü simgeleyen bir modeldi. Şimdi ise yabancı düşmanlığı, bu mirası tehdit ediyor. Avrupa Birliği ve ABD, olayları endişeyle izlerken, göçmen hakları savunucuları uluslararası toplumu Güney Afrika'ya baskı yapmaya çağırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Afrika'daki bu gelişme, Türkiye'nin Afrika politikası ve göç yönetimi açısından iki önemli noktaya işaret ediyor. Birincisi, Türkiye, son yıllarda Sahra Altı Afrika'da artan ticari ve diplomatik varlığıyla, kıtadaki siyasi istikrarın bozulmasından doğrudan etkilenebilir. Güney Afrika, Türkiye'nin en büyük ticaret ortaklarından biri olup, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 1,5 milyar doları aşmıştır. Yaşanacak bir istikrarsızlık, bu ilişkileri zedeleyebilir. İkincisi, Türkiye kendi sınırları içinde yaklaşık 4 milyon göçmene ev sahipliği yaparken, göçmen karşıtı söylemlerin yükselişini yakından izlemelidir. Güney Afrika örneği, ekonomik sıkıntıların toplumsal kutuplaşmayı nasıl körükleyebileceğini göstermesi açısından ders niteliğindedir. Türkiye'nin Afrika ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirirken, göç ve güvenlik konularında işbirliğini artırması, olası krizlerin önlenmesinde kritik rol oynayabilir.