ABD Yüksek Mahkemesi, Trump yönetiminin Sosyal Güvenlik verilerini kullanarak seçmen kayıtlarında vatandaşlık kontrolü yapmasına olanak tanıyan düzenlemeyi onadı. Karar, seçmen listelerinin siyasi amaçlarla temizlenebileceği endişelerini beraberinde getirdi. Yönetim, bu verilerin oy kullanma hakkı olmayan kişilerin tespit edilmesine yardımcı olacağını savunuyor.
Gelişmenin arka planı
Yüksek Mahkeme'nin bu kararı, Trump yönetiminin 2020 seçimlerinin ardından başlattığı ve seçmen dolandırıcılığını önlemeyi amaçladığını iddia ettiği girişimin bir parçası. Yönetim, Sosyal Güvenlik İdaresi'nin elindeki vatandaşlık verilerinin, seçmen kayıtlarında yer alan kişilerin vatandaşlık durumunu doğrulamak için kullanılabileceğini belirtiyor. Ancak muhalifler, bu verilerin doğruluğunun düşük olduğunu ve yasal olarak oy kullanma hakkına sahip kişilerin haksız yere listeden çıkarılabileceğini vurguluyor.
Dava, çeşitli sivil toplum kuruluşları ve seçmen hakları savunucularının, yönetimin bu veri paylaşımının yasal dayanağı olmadığı gerekçesiyle açtığı davalar sonucunda Yüksek Mahkeme'ye taşınmıştı. Mahkeme, alt mahkemelerin verdiği ihtiyati tedbir kararlarını kaldırarak yönetimin veri paylaşımını sürdürmesinin önünü açtı. Karar, mahkemenin muhafazakâr çoğunluğunun oyuyla alındı; liberal üyeler ise karara muhalefet etti.
Trump yönetimi, Sosyal Güvenlik verilerinin yanı sıra, seçmen kayıtlarının doğrulanması için diğer federal veri tabanlarını da kullanmayı planlıyor. Bu kapsamda, göçmenlik kayıtları ve vatandaşlık belgeleri de incelenebilecek. Yönetim yetkilileri, bu adımların seçim güvenliğini artıracağını ve hile iddialarının önüne geçeceğini dile getiriyor. Ancak seçim uzmanları, bu tür denetimlerin azınlık ve düşük gelirli seçmenler üzerinde orantısız bir baskı oluşturabileceğine dikkat çekiyor.
Bölgesel veya küresel boyut
ABD'deki bu gelişme, dünya genelinde seçim güvenliği ve veri mahremiyeti tartışmalarını yeniden alevlendirebilir. Özellikle otoriter eğilimli hükümetler, benzer yöntemleri kullanarak muhalif seçmen gruplarını baskı altına alabilir. Avrupa Birliği'nde ise Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) kapsamında kişisel verilerin korunmasına yönelik sıkı kurallar bulunuyor; ancak ABD'deki bu karar, veri paylaşımının sınırları konusunda transatlantik bir anlaşmazlığa yol açabilir. Ayrıca, ABD'nin seçim sistemine duyulan güvenin sarsılması, küresel demokrasi algısını da etkileyebilir. Uluslararası gözlemciler, ABD'nin seçim uygulamalarını yakından takip ediyor.
Karar, aynı zamanda ABD'deki federal devlet ile eyaletler arasındaki yetki paylaşımı tartışmasını da derinleştiriyor. Seçimlerin yönetimi genellikle eyaletlere aitken, federal hükümetin veri paylaşımı yoluyla seçmen listelerine müdahalesi, anayasal bir çatışma potansiyeli taşıyor. Bazı eyaletler, federal verilerin kullanımına karşı çıkarak kendi seçmen listelerini koruma altına alma yoluna gidebilir. Bu durum, 2024 seçimlerine giden süreçte hukuki ve siyasi gerilimi artırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki bu gelişme, Türkiye'nin doğrudan gündeminde olmasa da, küresel ölçekte seçim güvenliği ve veri koruma standartlarına ilişkin bir emsal teşkil ediyor. Türkiye'de de seçmen kayıtlarının güncelliği ve güvenliği zaman zaman tartışılıyor; ancak ABD'deki gibi geniş kapsamlı bir vatandaşlık verisi taraması uygulanmıyor. Karar, otoriter eğilimlerin güçlendiği bir dönemde, iktidarların seçmen profillerini değiştirmeye yönelik adımlarının meşrulaştırılması riskini artırıyor. Türkiye, demokratik standartlar ve veri koruma konusunda ABD ile ilişkilerinde bu tür gelişmeleri dikkate almalı. Ayrıca, ABD'nin iç siyasetindeki kutuplaşma, NATO içindeki işbirliğini de dolaylı olarak etkileyebilir.