İngiltere'nin başkenti Londra'da Yeşiller Partisi'nin kontrolündeki Lewisham Belediyesi, İçişleri Bakanlığı (Home Office) ile göçmenlik baskınlarında iş birliği yapmayı yasaklama kararı aldı. Belediye yetkilileri, yürüttükleri soruşturmalar sonucunda Home Office'in düzensiz göçmenlere yönelik operasyonlarında orantısız güç kullanımı ve insan hakları ihlalleri tespit ettiklerini belirterek, bu tür eylemlere destek vermeyeceklerini açıkladı. Karar, Yeşiller'in Londra genelinde bir "güvenli bölgeler koridoru" oluşturma planının ilk somut adımı olarak değerlendiriliyor.
Kararın Arka Planı: Yerel Yönetimlerden Merkezi Hükümete Meydan Okuma
Lewisham Belediyesi'nin bu hamlesi, İngiltere'de yerel yönetimler ile merkezi hükümet arasında göç politikaları konusunda yaşanan gerilimin en son örneği. Belediye Başkanı Brenda Dacres, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "Topluluklarımızın güvenliğini sağlamak birincil sorumluluğumuzdur. Home Office'in yürüttüğü baskınlar, özellikle dezavantajlı mahallelerde yaşayan insanlar arasında korku ve güvensizlik yaratıyor. Bu nedenle, belediye çalışanlarının bu operasyonlara katılmasını veya lojistik destek vermesini engelleyecek bir yönerge yayınlayacağız" ifadelerini kullandı. Karar, belediyenin göçmenlerin kayıt altına alınması ve sosyal hizmetlere erişimi gibi konularda da daha kapsayıcı bir politika izlemesini öngörüyor.
Yeşiller Partisi'nin ulusal sözcülerinden biri, bu adımın diğer Londra belediyelerine de örnek teşkil etmesini umduklarını belirtti. Parti, başkentteki 32 belediyeden en az 10'unun benzer düzenlemeleri değerlendirdiğini iddia ediyor. Eğer bu plan hayata geçerse, Londra'nın büyük bir bölümü Home Office'in göç operasyonlarına kapalı hale gelecek ve bu da merkezi hükümetin düzensiz göçle mücadele kapasitesini önemli ölçüde zayıflatacak.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Göçmen Hakları ve Yerel Direniş Dalgası
Lewisham'ın kararı, yalnızca İngiltere'de değil, Avrupa genelinde artan yerel yönetim direnişinin bir parçası olarak görülüyor. Fransa'da "sığınma şehirleri" ağı, Almanya'da ise bazı belediyeler federal göç politikalarına karşı çıkarak mültecilere koruma sağlama sözü veriyor. Bu hareket, küresel ölçekte artan milliyetçi ve göçmen karşıtı söylemlere karşı bir tepki olarak şekilleniyor. Özellikle Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği'nden ayrılmasının ardından sertleşen göç politikaları, yerel yönetimlerin insani sorumlulukları ile merkezi hükümetin yasal yükümlülükleri arasında bir çatışma yaratıyor.
Home Office ise belediyenin kararına tepki göstererek, göçmenlik yasalarının uygulanmasının ulusal bir mesele olduğunu ve yerel yönetimlerin bu yetkiyi gasp edemeyeceğini vurguladı. Bakanlık sözcüsü, "Polis ve göçmenlik memurlarımız, yasalara uygun şekilde görevlerini yerine getirirken herhangi bir engelle karşılaşmamalıdır. Lewisham'ın kararı, suçluların korunmasına yol açabilir" dedi. Ancak hukuk uzmanları, belediyelerin kendi çalışanlarının iş birliğini kısıtlama yetkisine sahip olduğunu, bunun anayasal bir hak olduğunu belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, İngiltere'nin göç politikalarında yaşanan iç gerilimin bir yansıması olup, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmemekle birlikte, Avrupa'da artan yerel yönetim direnişinin küresel göç yönetişimine etkileri açısından önem taşıyor. Türkiye, halihazırda Suriyeli mülteciler başta olmak üzere büyük bir göçmen nüfusuna ev sahipliği yapıyor. Avrupa'da benzer güvenli bölge uygulamalarının yaygınlaşması, Türkiye'nin AB ile göç anlaşmalarını ve sınır güvenliği politikalarını etkileyebilir. Ayrıca, yerel yönetimlerin göçmen hakları konusunda daha aktif rol üstlenmesi, Türkiye'deki belediyelerin de benzer insani yaklaşımlar benimsemesine örnek teşkil edebilir. Ancak bu, Türkiye'nin ulusal güvenlik kaygılarıyla dengelenmesi gereken hassas bir konudur.