1985 yılında imzalanan Plaza Anlaşması, ABD dolarının aşırı değerlenmesini düzeltmek için beş büyük ekonominin (ABD, Japonya, Almanya, Fransa ve İngiltere) koordineli müdahalesiyle tarihe geçti. Ancak bugün benzer bir küresel döviz anlaşması için ne siyasi irade ne de ekonomik koşullar mevcut. Özellikle doların hâlâ dünyanın birincil rezerv para birimi olması, Çin'in kontrol altındaki yuanı ve gelişmiş ile gelişmekte olan ülkeler arasındaki derin yapısal farklılıklar, yeni bir "Plaza Mutabakatı"nı neredeyse imkânsız kılıyor.
Gelişmenin Arka Planı
1985'teki Plaza Anlaşması, ABD dolarının aşırı değerlenmesi sonucu ABD ticaret açığının kontrolden çıkması üzerine yapılmıştı. Beş ülke, dolara karşı ortak müdahale ederek doları değer kaybettirdi ve Japon yeni ile Alman markı başta olmak üzere diğer para birimlerini yükseltti. Bu sayede ABD ihracatı canlandı, ticaret açığı daraldı. Ancak o dönemde dünya ekonomisi daha homojendi: Gelişmiş ülkeler baskındı, küresel sermaye akımları sınırlıydı ve merkez bankalarının senkronize hareket edebilme yeteneği daha yüksekti.
Bugün ise durum farklı. ABD doları hâlâ dünyanın ana rezerv para birimi konumunda, ancak Çin'in yuanı uluslararasılaşma çabalarına rağmen tam dönüştürülebilir değil. Ayrıca Avrupa Merkez Bankası'nın amacı sadece fiyat istikrarı, ABD'nin ise tam istihdam ve büyüme. Japonya ısrarla düşük faiz politikasını sürdürürken Almanya kemer sıkma taraftarı. Bu farklı öncelikler ortak para politikası hamlelerini neredeyse imkânsız hale getiriyor. Dahası, Çin'in kontrollü döviz kuru rejimi, piyasa odaklı bir anlaşmanın önündeki en büyük engellerden biri.
Bölgesel veya Küresel Boyut
Küresel düzeyde, doların değerindeki dalgalanmalar özellikle gelişmekte olan ülkeleri etkiliyor. Güçlü dolar, bu ülkelerin döviz borçlarını artırıyor ve ithalat maliyetlerini yükseltiyor. Ancak Çin, Rusya ve diğer BRICS ülkeleri dolar alternatifi yaratmaya çalışsa da, doların yerini alacak bir para birimi henüz yok. Avrupa Birliği ise kendi iç birlikteliğini sağlamakla meşgul; euroyu yedek bir rezerv para yapma çabaları yavaş ilerliyor. Bu nedenle, 1985'teki gibi bir koordineli müdahale anlaşması yerine, piyasalar kendiliğinden düzelene kadar mevcut dengesizlikler devam edecek gibi görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küresel bir döviz anlaşmasının olmaması, Türkiye gibi dolarizasyonu yüksek ve dış borcu fazla olan ülkeler için belirsizliği artırıyor. Doların değer kazanması, Türk lirasının zaten baskı altında olduğu bir ortamda yeni bir yük oluşturuyor. Ayrıca, Türkiye'nin ihracat yaptığı pazarlarda kur rekabeti yoğunlaşırken, ithal enerji ve ara malları maliyetleri yukarı itiyor. Merkez Bankası'nın bağımsız para politikası uygulama alanı daralıyor. Öte yandan, Çin ve Rusya ile yapılan yerel para birimli ticaret anlaşmaları kısa vadede dolar bağımlılığını azaltabilir, ancak bu da küresel bir döviz sisteminin oturmamasından kaynaklanan bir zorunluluk. Türkiye'nin bu süreçte çok kutuplu para dünyasına uyum sağlamak için döviz rezervlerini çeşitlendirmesi ve ihracat pazarlarını genişletmesi kritik önem taşıyor.