Son haftalarda Yemen'deki Husi güçlerinin Suudi Arabistan'a yönelik artan füze ve insansız hava aracı saldırıları, bölgede yeni bir topyekûn savaşın kapıda olduğu endişelerini güçlendirdi. Husilerin son saldırıları, Suudi Arabistan'ın güney bölgelerindeki petrol tesislerini ve sivil altyapıyı hedef alırken, Riyad yönetimi bu eylemleri "savaş ilanı" olarak nitelendirdi. Uluslararası gözlemciler, bu gelişmelerin İran ile Suudi Arabistan arasındaki vekalet savaşını yeni bir boyuta taşıyabileceği uyarısında bulunuyor.
Gelişmenin Arka Planı: Husi Saldırıları ve Suudi Tepkisi
Yemen'de 2014'ten bu yana süren iç savaşta İran destekli Husi hareketi, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçlerine karşı mücadele ediyor. Son dönemde Husiler, Suudi Arabistan'ın güneyindeki Cizan ve Necran bölgelerine yönelik balistik füze ve İHA saldırılarını yoğunlaştırdı. Suudi basınına göre, son bir ayda düzenlenen saldırılarda en az 12 sivil hayatını kaybetti, onlarca kişi yaralandı. Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı, saldırıların arkasında İran'ın olduğunu ve bunun "doğrudan bir saldırganlık" olduğunu açıkladı. Öte yandan Husiler, saldırıların Suudi Arabistan'ın Yemen'e yönelik ablukasına ve hava saldırılarına misilleme olduğunu savunuyor.
Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths, taraflara itidal çağrısında bulunarak, "Yemen halkı zaten dünyanın en büyük insani krizini yaşıyor; yeni bir topyekûn savaş felaket olur" dedi. Ancak diplomatik çabalar şu ana kadar sonuçsuz kaldı. Suudi Arabistan, Husilerin saldırılarını durdurmaması halinde geniş kapsamlı bir askeri operasyon başlatabileceği sinyalini verdi. ABD yönetimi de Suudi Arabistan'a istihbarat ve lojistik destek sağlayabileceğini açıkladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İran Faktörü ve Vekalet Savaşları
Yemen'deki çatışma, aslında İran ile Suudi Arabistan arasındaki bölgesel güç mücadelesinin bir yansıması. İran, Husileri silah ve finansal olarak desteklerken, Suudi Arabistan da Yemen hükümetine ve koalisyon güçlerine destek veriyor. Bu vekalet savaşı, son yıllarda Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'de kendini gösterdi. Husi saldırılarının İran'ın nükleer anlaşmazlığı ve ABD yaptırımlarıyla aynı döneme denk gelmesi, Tahran'ın elini güçlendirme çabası olarak yorumlanıyor.
Küresel enerji piyasaları da bu gerilimden olumsuz etkileniyor. Suudi Arabistan'ın petrol tesislerine yönelik saldırılar, dünya petrol arzında kesinti riskini artırarak fiyatları yükseltiyor. Brent petrol varil fiyatı, son saldırıların ardından %5'ten fazla artış gösterdi. Uluslararası arenada ise Rusya ve Çin, Suudi Arabistan'a destek verirken, Batılı ülkeler İran'ı kınıyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi'nde Rusya'nın veto yetkisi, etkili bir yaptırım kararı alınmasını engelliyor.
Uzmanlar, olası bir topyekûn savaşın sadece Yemen ve Suudi Arabistan'ı değil, tüm Körfez bölgesini istikrarsızlaştıracağı görüşünde. Kızıldeniz'deki deniz ticareti ve Bab-el Mendeb Boğazı'nın güvenliği de tehdit altında. Mısır ve Ürdün gibi ülkeler, savaşın kendi topraklarına sıçramasından endişe ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yemen ve Suudi Arabistan arasındaki gerilimin tırmanması, Türkiye'nin bölgesel çıkarlarını yakından ilgilendiriyor. Türkiye, Suudi Arabistan ile son dönemde normalleşme sürecinde olsa da, İran ile de dengeli bir ilişki yürütüyor. Olası bir savaş, Türkiye'nin enerji ithalatını ve Kızıldeniz'deki ticaret yollarını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, yeni bir mülteci dalgası ve bölgesel istikrarsızlık riski, Türkiye'nin güvenlik ve ekonomik önceliklerini tehdit ediyor. Türkiye'nin diplomatik çözüm çağrıları yapması ve taraflar arasında arabuluculuk girişimlerinde bulunması muhtemel. Bu gelişme, Türkiye'nin Orta Doğu'daki denge politikasını daha da zorlaştırabilir.