Yemen silahlı kuvvetleri, 4 Ekim Pazar günü erken saatlerde başkent Sanaa ve İran destekli Husilerin kalesi konumundaki Saada kentinde gruba yönelik saldırılar düzenlediğini duyurdu. Açıklama, Yemen'de yıllardır süren iç savaşta çatışmaların yeniden şiddetlendiğine işaret ediyor. Husiler, 2014 yılından bu yana Sanaa'nın kontrolünü elinde bulunduruyor ve Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyona karşı mücadele ediyor. Yemen hükümet güçleri ise ülkenin güney ve doğu bölgelerinde etkili.
Çatışmanın Arka Planı ve Taraflar
Yemen'deki iç savaş, 2014'te Husilerin başkent Sanaa'yı ele geçirmesiyle başladı. 2015'te Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, hükümete destek amacıyla müdahale etti. İran, Husileri desteklemekle suçlanıyor; bu durum bölgesel bir vekalet savaşına dönüştü. ABD, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer bazı ülkeler de koalisyona çeşitli düzeylerde destek verdi. Çatışmalar yüz binlerce sivilin ölümüne, milyonlarca kişinin yerinden edilmesine ve dünyanın en büyük insani krizlerinden birine yol açtı.
Yemen silahlı kuvvetleri, meşru hükümete bağlı birlikler olarak tanınıyor. Ancak bu güçlerin içinde farklı gruplar ve milisler bulunuyor. Son saldırıların, Husilerin son dönemde artan füze ve insansız hava aracı saldırılarına yanıt olarak düzenlendiği düşünülüyor. Husiler, Suudi Arabistan ve BAE topraklarına yönelik saldırılarını sürdürüyor; ayrıca Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik eylemleriyle uluslararası deniz ticaretini tehdit ediyor.
Uzmanlar, Sanaa ve Saada'ya yönelik operasyonların sembolik ve stratejik önemi olduğunu belirtiyor. Sanaa, ülkenin siyasi başkenti; Saada ise Husi hareketinin doğduğu yer. Bu iki kente saldırı, Husilerin kalbine yönelik bir mesaj olarak yorumlanıyor. Ancak saldırıların ne ölçüde etkili olduğu henüz bilinmiyor. Husiler, genellikle hava saldırılarına karşı sivil kayıpları öne çıkararak karşı propaganda yürütüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yemen'deki çatışma, Orta Doğu'nun jeopolitik dengeleri açısından kritik. İran, Husiler aracılığıyla Suudi Arabistan'ı yıpratmaya çalışırken, Suudi Arabistan da İran'ın nüfuzunu sınırlamak istiyor. Bu vekalet savaşı, bölgesel istikrarsızlığı derinleştiriyor. Son gelişme, İran ve Suudi Arabistan arasındaki gerilimin yeniden tırmanabileceğini gösteriyor. Ayrıca, Kızıldeniz'deki Husi saldırıları, küresel deniz taşımacılığını ve enerji arz güvenliğini tehdit ediyor. ABD ve İngiltere, Husilere yönelik hava saldırıları düzenlemişti; bu da çatışmayı uluslararası bir boyuta taşıdı.
Birleşmiş Milletler, Yemen'de ateşkes çağrılarını yineliyor ancak taraflar arasındaki güvensizlik nedeniyle kalıcı bir çözüm sağlanamıyor. İnsani yardım kuruluşları, ülkedeki insani krizin derinleşmesinden endişe duyuyor. Son saldırılar, barış müzakerelerini daha da zorlaştırabilir. Uluslararası toplum, Yemen'deki savaşın sona ermesi için diplomatik baskıyı artırmalı; aksi halde bölgesel istikrarsızlık daha da yayılabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen'deki iç savaşta tarafsız bir tutum izlemeye çalışsa da, bölgesel istikrarsızlık Türkiye'nin güvenliğini ve ekonomisini dolaylı olarak etkiliyor. Kızıldeniz'deki Husi saldırıları, Türkiye'nin Orta Doğu ve Asya'ya yönelik deniz ticaret yollarını tehdit ediyor. Ayrıca, Yemen'deki uzun süreli çatışma, bölgesel göç hareketlerini tetikleyerek Türkiye'ye yönelik göç baskısını artırabilir. Türkiye, Suudi Arabistan ve İran arasındaki dengeyi koruyarak diplomatik çözüm çağrılarını desteklemeli. İstikrarsız bir Yemen, terörizm ve radikalleşme için zemin hazırlayabilir; bu da Türkiye'nin ulusal güvenliği için risk oluşturur. Bu nedenle Türkiye, Yemen'deki krize yönelik uluslararası barış çabalarına daha aktif katkı sağlamalı.