Yemen, aylardır süren göreceli sükunetin ardından yeniden büyük bir çatışmanın eşiğine gelmiş durumda. Ülkenin kuzeyindeki Husilerin kontrolündeki bölgelere doğru seyreden bir İran yük uçağının, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri tarafından durdurulması, tansiyonu yeniden yükseltti. Olay, İran destekli Husiler ile Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) yer aldığı koalisyon arasında yıllardır süren savaşta, kırılgan bir ateşkesin ne kadar hassas olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Birleşmiş Milletler’in yaklaşık iki yıldır yürüttüğü ateşkes girişimleri, taraflar arasındaki güven eksikliği ve bölgesel güçlerin çıkar çatışmaları nedeniyle sürekli tehdit altında. İran uçağı olayı, bu kırılgan dengenin daha geniş bir bölgesel tırmanışa kurban gitme ihtimalini artırıyor.
İran uçağı olayı ve ateşkesin kırılganlığı
Olay, geçtiğimiz hafta sonu Yemen hava sahasında meydana geldi. İran’ın başkenti Tahran’dan kalkan ve Husilerin kontrolündeki San'a Uluslararası Havalimanı’na inmek üzere olan bir kargo uçağı, Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon güçleri tarafından durduruldu. Koalisyon, uçağın izinsiz hava sahasını ihlal ettiğini ve içerisinde Husilere yönelik silah sevkiyatı olabileceğini iddia etti. İran ise iddiaları reddederek uçağın tamamen insani yardım taşıdığını ve koalisyonun bu tür “provokatif” eylemlerle ateşkesi baltalamaya çalıştığını öne sürdü. Husiler, olaya sert tepki göstererek koalisyonu “savaş çığırtkanlığı” yapmakla suçladı ve ateşkesi sona erdirme tehdidinde bulundu.
Bu olay, Yemen’deki ateşkesin ne kadar kırılgan bir zeminde durduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Birleşmiş Milletler’in arabuluculuğunda Nisan 2022’de varılan ateşkes, resmen sona ermiş olsa da taraflar büyük ölçüde çatışmalara ara vermişti. Ancak İran ve Suudi Arabistan arasındaki bölgesel rekabet, anlaşmazlığın temel nedenlerinden biri olmaya devam ediyor. Husiler, İran’dan aldıkları askeri, mali ve lojistik destekle koalisyona karşı direnişlerini sürdürürken; Suudi Arabistan, İran’ın Yemen’deki nüfuzunu kırmak için operasyonlarına devam ediyor. Bu gerilim, ateşkesin tam anlamıyla kalıcı hale gelmesini engelliyor.
Yemen’deki insani kriz de giderek derinleşiyor. BM Dünya Gıda Programı’na göre, ülkede 17 milyondan fazla insan gıda güvensizliği yaşıyor ve bunların 3,5 milyonu akut açlıkla karşı karşıya. Çatışmaların yeniden alevlenmesi, bu krizi daha da kötüleştirme potansiyeli taşıyor. İran uçağı olayı, taraflar arasındaki güvensizliği artırarak diplomatik çabaları baltalıyor ve insani yardımların ulaştırılmasını daha da zorlaştırıyor.
Bölgesel boyut: Kızıldeniz güvenliği ve İran-Suudi rekabeti
Yemen’deki gelişmeler, yalnızca ülke sınırları içinde kalmıyor; bölgesel güç dengelerini de doğrudan etkiliyor. Kızıldeniz’in güney girişinde stratejik bir konuma sahip olan Yemen, dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 12’sinin geçtiği bu su yolunun güvenliği için kritik öneme sahip. İran’ın Husiler üzerinden Kızıldeniz’deki ticari gemilere yönelik saldırılar düzenlemesi, küresel ticaret rotalarını tehdit ediyor ve Suudi Arabistan ile BAE’nin enerji ihracatını riske atıyor. Bu nedenle, İran uçağı olayı, Kızıldeniz’deki güvenlik endişelerini yeniden gündeme taşıdı.
Öte yandan, İran ve Suudi Arabistan arasında Çin arabuluculuğunda Mart 2023’te varılan normalleşme anlaşmasına rağmen, iki ülke arasındaki rekabet Yemen sahasında devam ediyor. Her iki taraf da ateşkesi kendi lehine kullanmak ve karşı tarafı suçlamak için fırsat kolluyor. İran uçağı olayı, bu rekabetin ne kadar derin olduğunu ve diplomatik normalleşmenin sahada henüz somut sonuçlar vermediğini gösteriyor. Bölgesel uzmanlar, taraflar arasında doğrudan bir askeri çatışma riskinin düşük olduğunu ancak vekalet savaşlarının devam edeceğini belirtiyor.
ABD’nin bölgedeki varlığı da gelişmeleri yakından takip ediyor. Washington, İran’ın Yemen’deki nüfuzunu sınırlamak için Suudi Arabistan’a askeri ve istihbarat desteği sağlıyor. Ancak ABD’nin son yıllarda Ortadoğu’dan askeri olarak çekilme sinyalleri vermesi, bölgesel güçler arasında bir güç boşluğu yaratmış durumda. Bu boşluk, Çin ve Rusya gibi diğer küresel aktörlerin bölgeye daha fazla ilgi göstermesine yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yemen’deki bu gelişmeler, Türkiye’nin dış politikası ve bölgesel güvenliği açısından yakından takip edilmesi gereken konular arasında yer alıyor. Türkiye, Kızıldeniz’deki ticaret yollarının güvenliğine doğrudan bağımlı olduğu için, bu bölgede yaşanacak herhangi bir tırmanma, Ankara’nın enerji ve ticaret güvenliğini tehdit edebilir. Ayrıca Türkiye, İran ve Suudi Arabistan ile dengeli ilişkiler sürdürmeye çalışırken, Yemen’deki çatışmanın bu iki ülke arasında bir vekalet savaşına dönüşmesi, Ankara’nın bölgesel arabuluculuk rolünü zorlaştırabilir. Türkiye’nin Birleşmiş Milletler nezdindeki insani yardım çabaları da ateşkesin korunmasına bağlı. Bu nedenle Ankara, diplomatik girişimlerle tansiyonun düşürülmesi ve kalıcı bir barışın tesisi için uluslararası toplumla iş birliği yapmaya devam edecektir.