ABD ile İran arasında bir haftadır süren karşılıklı saldırılar, iki ülke arasında kalıcı bir barış anlaşması umutlarını neredeyse tamamen ortadan kaldırdı. ABD'nin Hürmüz Boğazı'nda yeniden başlattığı abluka sırasında bir gemiye ateş açması ve İran'ın buna misilleme olarak füze saldırıları düzenlemesi, tansiyonu yeniden tehlikeli bir noktaya taşıdı. Son bir haftada yaşananlar, taraflar arasında aylardır süren dolaylı müzakerelerin başarısız olduğunu ve diplomatik çözümün giderek uzaklaştığını gösteriyor.
Gelişmelerin arka planı
ABD Donanması, geçtiğimiz hafta içinde Hürmüz Boğazı'nda yeniden uygulamaya koyduğu abluka kapsamında, bir ticari gemiyi durdurmak için uyarı ateşi açtı. Geminin ablukayı ihlal etmeye çalıştığı gerekçesiyle yapılan müdahale, bölgedeki gerilimi bir anda tırmandırdı. ABD yetkilileri, olayın rutin bir denetim operasyonu olduğunu ve geminin durdurulduktan sonra serbest bırakıldığını açıkladı. Ancak bu hamle, İran tarafında büyük bir tepkiye yol açtı. Tahran yönetimi, ABD'nin bu eylemini "uluslararası hukukun ihlali" ve "savaş provokasyonu" olarak nitelendirdi. Bunun hemen ardından İran Devrim Muhafızları, Basra Körfezi'ndeki ABD hedeflerine yönelik bir dizi füze saldırısı başlattı. İran'ın kullandığı füzelerin bir kısmının seyir füzesi, bir kısmının ise balistik füze olduğu bildirildi. Saldırıların hedefinde, Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki bir ABD hava üssü ve Bahreyn'deki ABD Deniz Kuvvetleri üssü olduğu iddia edildi. ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), saldırıların başarısız olduğunu ve önemli bir hasar ya da kayıp bulunmadığını duyurdu. Ancak bölgedeki kaynaklar, en az bir ABD askerinin hafif yaralandığını öne sürdü.
Bu olaylar, ABD ile İran arasında son bir yıldır devam eden yumuşama çabalarının sonuçsuz kaldığını gösteriyor. Özellikle Başkan Biden yönetiminin ilk döneminde başlatılan nükleer anlaşma görüşmeleri, Tahran'daki katı tutum ve ABD'nin yaptırımları gevşetme konusundaki isteksizliği nedeniyle ilerleme kaydedememişti. Taraflar arasında dolaylı yollardan süren müzakerelerde, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurması karşılığında ABD'nin yaptırımları kademeli olarak kaldırması gibi bir formül üzerinde duruluyordu. Ancak son haftadaki saldırılar, bu formülün uygulanabilirliğini sorgulanır hale getirdi.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD-İran geriliminin yeniden alevlenmesi, sadece iki ülke için değil, tüm Ortadoğu ve dünya enerji piyasaları için ciddi riskler taşıyor. Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik bir su yolu. ABD'nin abluka kararı, bu boğazdan geçişi fiilen engelleyerek küresel petrol fiyatlarında ani bir yükselişe neden oldu. Brent petrolün varil fiyatı, hafta başında 85 dolardan 95 dolara kadar çıktı. Uzmanlar, ablukanın uzun sürmesi halinde fiyatların 100 doların üzerine çıkabileceği uyarısında bulunuyor. Bu durum, başta enerji ithalatına bağımlı olan ülkeler olmak üzere, küresel ekonomiyi olumsuz etkileyecek.
Bölgesel açıdan bakıldığında, İran'ın füze saldırıları, ABD'nin Körfez'deki müttefiklerini de doğrudan tehdit ediyor. Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Bahreyn'deki ABD üsleri, İran'ın olası saldırılarına karşı alarma geçmiş durumda. İsrail ise gelişmeleri yakından izliyor; İran'ın güney komşularına yönelik saldırıları, İsrail'i de tehdit altında hissettirebilir. İran, ABD ile yaşadığı gerilimi, bölgedeki diğer düşmanlarına karşı bir caydırıcılık olarak kullanma eğiliminde. Bu bağlamda İran, son saldırılarla ABD'ye ve müttefiklerine, askeri olarak karşılık verme kapasitesine sahip olduğunu göstermek istiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü ithal eden bir ülke olarak, Hürmüz Boğazı'ndaki abluka ve İran-ABD geriliminden doğrudan etkilenecektir. Petrol fiyatlarındaki yükseliş, Türkiye'nin cari açığını ve enflasyonunu artırıcı bir etki yaratabilir. Ayrıca, İran'la komşu olan Türkiye, iki ülke arasındaki ticaretin sekteye uğramasından endişe ediyor. Ankara, bölgede istikrarın sağlanması için diplomatik çabalarını artırmalı; hem ABD hem de İran'la diyaloğunu sürdürerek krizin yayılmasını engellemeye çalışmalıdır. Türkiye ayrıca, Irak ve Suriye'deki PKK varlığını bahane ederek bölgede askeri operasyonlar yapan İran'ın bu gerilimi kullanmasından da çekinmektedir. Sonuç olarak, Türkiye'nin çıkarları, ABD-İran geriliminin kontrollü bir şekilde yönetilmesini ve enerji arz güvenliğinin korunmasını gerektirmektedir.