Yemen krizi artık sadece iki taraf arasında bir savaş ya da geçici bir anlaşmanın imzalanmasıyla çözülebilecek siyasi bir anlaşmazlık değil. On yılı aşkın süredir devam eden çatışma, geride parçalanmış bir devlet, harap olmuş bir ekonomi, zayıflamış kurumlar ve ağır bir insani krizle boğuşan bir toplum bıraktı. Bu koşullar altında, kalıcı bir barış için savaştan devlete geçişi sağlayacak kapsamlı bir yol haritasına ihtiyaç duyuluyor.
Çatışmanın Arka Planı ve Mevcut Durum
Yemen'deki çatışma, 2014 yılında Husilerin başkent Sana'a'yı ele geçirmesiyle yeni bir boyut kazandı. 2015'te Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun müdahalesiyle savaş uluslararası bir hal aldı. Aradan geçen sürede ülke fiilen bölündü: kuzeyde Husiler, güneyde ise Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri destekli güçler kontrolü sağladı. Yerel aktörler arasındaki çatışmalar da derinleşti. Birleşmiş Milletler'in arabuluculuk çabaları aralıklı ateşkeslerle sonuçlansa da kalıcı bir siyasi çözüm sağlanamadı.
On yıllık savaş, Yemen ekonomisini çökertti. Ülkenin altyapısı büyük ölçüde tahrip oldu; sağlık, eğitim ve su sistemleri çöktü. Milyonlarca insan yerinden edildi ve nüfusun büyük bir kısmı insani yardıma muhtaç hale geldi. Devlet kurumları işlevsizleşti, maaşlar ödenemez oldu ve yolsuzluk arttı. Bu tablo, basit bir ateşkesin ötesinde, devlet inşasını merkeze alan bir stratejiyi zorunlu kılıyor.
Önerilen yol haritası, öncelikle güvenlik sektörünün yeniden yapılandırılmasını, silahlı grupların entegrasyonunu veya tasfiyesini, yerel yönetimlerin güçlendirilmesini ve ekonomik istikrarın sağlanmasını içeriyor. Ayrıca, geçiş döneminde adalet ve uzlaşma mekanizmalarının kurulması, insani erişimin garantilenmesi ve uluslararası yardımların etkin koordinasyonu da plan dahilinde. Ancak tüm bunlar, taraflar arasında güven tesis edilmeden ve dış aktörlerin desteği olmadan mümkün görünmüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yemen krizi, bölgesel güç dengelerinin bir yansıması haline geldi. Suudi Arabistan ve BAE, İran'ın Husiler üzerindeki etkisini kırmaya çalışırken, İran da Husileri destekleyerek bölgesel nüfuzunu artırıyor. Bu vekalet savaşı, Yemen halkının acılarını derinleştirirken, çözümü de dış güçlerin çıkarlarına bağımlı hale getiriyor. ABD, Birleşik Krallık ve diğer Batılı ülkeler ise hem terörle mücadele hem de deniz güvenliği açısından Yemen'e stratejik önem atfediyor. Kızıldeniz ve Bab-el Mendeb Boğazı, küresel ticaret için kritik bir koridor; burada istikrarsızlık, enerji arz güvenliğini ve deniz ticaretini tehdit ediyor.
Birleşmiş Milletler, çatışmanın çözümü için çeşitli girişimlerde bulundu. 2018 Stockholm Anlaşması, Hudeyde limanı konusunda kısmi bir ateşkes sağladı ancak tam olarak uygulanamadı. 2022'de ilan edilen BM arabuluculuğundaki ateşkes, altı ay boyunca büyük ölçüde korundu; ancak süre bitiminde taraflar uzatma konusunda anlaşamadı. Şimdi ise daha kapsamlı bir yol haritası üzerinde çalışılıyor. Uluslararası toplum, Yemen'in yeniden inşası için milyarlarca dolar taahhüt etmiş olsa da, siyasi belirsizlik nedeniyle bu fonlar etkin kullanılamıyor.
Yemen'de kalıcı barış, sadece askeri çözümle değil, aynı zamanda siyasi ve ekonomik reformlarla mümkün olabilir. Ülkenin federal bir yapıya kavuşturulması, güç paylaşımı ve yerel yönetimlerin özerkliği gibi konular tartışılıyor. Ancak bu süreçte, kadınların ve gençlerin siyasete katılımı, sivil toplumun güçlendirilmesi de kritik önem taşıyor. Aksi halde, kırılgan bir barış anlaşması kısa sürede yeniden çatışmaya dönüşebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen krizini yakından takip eden bölgesel bir aktör olarak, istikrarın sağlanmasında kritik bir role sahip. Türkiye, Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerini dengeleyerek, Yemen'deki siyasi çözüm sürecine katkı sağlayabilir. Ayrıca, Kızıldeniz'deki güvenlik endişeleri, Türkiye'nin deniz ticaret yollarının güvenliği açısından doğrudan ilgilendiriyor. Yemen'de kalıcı barış, bölgesel istikrara katkı sağlayacak ve Türkiye'nin Orta Doğu'daki diplomatik etkinliğini artırabilir. İnsani yardımlar konusunda Türkiye'nin aktif rol alması, uluslararası alanda itibarını güçlendirecektir. Ancak, Yemen'deki vekalet savaşının tarafları arasında denge gözetmek, Türkiye'nin dış politikasında hassas bir denge gerektiriyor.